TÜRKLER VE AVRUPALILAR

Orhun Kitabeleri, “Tanrı gibi gökte doğmuş Türk Bilge Kağan”diyerek hükümdarın tanrı tarafından görevlendirildiğini ifade etmektedir. Türk tarihinde  hükümdar ailesine mensup olmayanların hükümdar olma hakkı yoktur. Hükümdara da çok önemli görevler verilmiştir. İdaresindeki ülkelerde Tanrının emaneti olan insanları koruyup kollamak ,fakir milleti zengin etmek ,aynı dine ve ırka mensup olsun veya olmasın herkesin can ve mal güvenliğini sağlamaktır.

Orman kavimlerinde ve yerleşik topluluklarda hakimiyeti ele geçiren gruplar zorbalık yoluyla, kendilerine hiçbir mülkiyet hakkı ve hiçbir siyasi hak tanımadıkları kütleleri, sınıf, kast cenderesine alarak,cemiyet düzenini öyle devam ettirmek için asırlar boyunca türlü tedbirlere başvururlarken Türkler’in mensup olduğu Atlı Bozkır Kültüründe böyle bir şeye gerek yoktur. Çin’de enselerine boyunduruk vurularak çalıştırılanlar ,eski Yunan’da Aristoteles’in “ehli hayvan” ve “canlı alet” dediği ve doğrudan doğruya mülk sayılan insanlara rastlamak mümkün değildir.

Böyle bir anlayışa sahip olan Türk Milleti gittiği her yerde adaletin , huzurun, barışın en büyük teminatı olmuştur. Yüzyıllarca Osmanlı idaresinde yaşayan Ortadoğu ve Balkanlar’daki milletler hala Osmanlı idaresinde geçen mutlu, huzurlu günlerin özlemi içindedirler.

 Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve gelişmesini sağlayan sebeplerden bir tanesi bugün inanlığın en büyük ihtiyacı olan hoşgörü ve adalettir. Mesela;

 Karacahisar’ın fethinden sonra bir Cuma günü Germiyan Beyi Alişir’in maiyetinde olan bir Müslüman ile Bilecik Rum Komutana bağlı bir Hıristiyan arasında çıkan kavgada Osman Gazi hırıstiyandan yana hüküm verdi. Bunun üzerine bütün ülkede  Ertuğrul Bey’in oğlu Osman Bey’in hak ve adalet severliğinden söz açılmaya başlandı. Bunun sonucunda halk Karacahisar pazarına daha çok toplandı.

 Fatih Sultan Mehmet , Rumeli’deki fetihlerini genişleterek Sırbistan sınırlarına geldiği zaman iki ateş arasında kalan Sırplar , Macarlar’la  Türkler’den  birini tercih etmek mecburiyetinde kalmışlardı. O dönemde Sırplar Ortodoks, Macarlar ise Katolik idiler ve Romalılar’la Latinler arasında anlaşmazlık bulunduğu gibi bunlar da birbirlerini hiç sevmezlerdi. Macar Kralı Jean Hünyad , Sırplılar’ı elde etmek istiyordu. Sırp Kralı Brankoviç, kendisini Türkler’e karşı isyan etmeye teşvik eden Macar Kralı nezdine bir heyet göndererek “Macarlar ,Türkler’e galip gelirlerse ,Sırplar’ın mezhepleri olan Ortodoksluk hakkında ne gibi müsaadelerde bulunacaksınız?”diye sordurmuştur. Jean Hünyad “Sırbistan’ın her tarafında Katolik Kiliseleri tesis edeceğim .” cevabını vermiştir. Aynı soruyu sormak üzere diğer bir heyeti de Fatih’e göndermiş ve Fatih’in verdiği  cevap ise şöyle olmuştur.”Her caminin yanına bir Kilise inşa edilecek”.  Bu cevabı alan Sırp Kralı Hıristiyan olan Macarlar’a değil,Müslüman olan Türkler’e yani Osmanlılar’a itaat etmiştir.

1492’de İspanya’dan kovulan Yahudileri kabul eden tek ülke Osmanlı Devleti olmuştur. Bu örnekleri istediğimiz kadar çoğaltmak mümkündür.

Osmanlılar, gayr-ı müslimlerin sosyal hayatlarına kesinlikle karışmamışlardır. Azınlıkların kendi mahkemeleri vardı. Fakat mahkeme kararından memnun olmayanın davasını bir Türk mahkemesinde gördürebilme hakkı vardı.

 Anadolu, Selçuklular zamanında bir Türk vatanı haline gelmişti. Osmanlılar da Anadolu dışındaki yerleri bir Türk vatanı haline getirmek için çalıştılar. Bu gün Osmanlılar’dan kalma eserlerin çoğunun Anadolu dışında kalmasının sebebi budur.

Osmanlı Cihan Devleti’nde uygulanan adalet sistemi öyle kadılar , öyle müftüler yetiştirdi ki; onlar sayesinde dünyanın dört bir yanında huzur ve mutluluk rüzgarları estirildi. İlay-ı Kelimetullah için serhadlerdeki düşmana haddini bildiren ordu , arkasına çil çil kubbeler serperek gidiyordu.”Cündullah” denilen ve Allah’ın askerleri oldukları için övünen bu neferler üzüm bağlarından kopardıklar salkımların yerine içi altın dolu keseler asarak , nasıl altın kalpli insanlar olduklarını muhteşem tablolar halinde gözler önüne seriyorlardı.

 Osmanlı , idaresindeki yerleri sömürmek bir yana gittiği yerleri imar etmişti. Bizzat Macar tarihçileri Macaristan’dan aldığımız vergilerden daha çok Macaristan’a yatırım yaptığımızı tarihi kaynaklardan tesbit etmişlerdir.

 Bu gün Balkanlar’da Müslüman olan sadece Boşnaklar’dır. Onların Müslüman olmasının sebebi Türk adaletidir. Fakat bu gün İnsan hakları konusunda bize ders vermeye kalkan Avrupalılar ,kendi içindeki Boşnakar’ı Müslüman oldukları için aynı haklardan mahrum bırakmaktadırlar.atırlattıkları için tahammülleri yoktur. Mesela;

 Hıristiyanlar 1492’de Endülüs Devleti’ni yıkıp Kurtuba’ya girince ilk iş olarak Kurtuba Camiine saldırdılar. Camiye sığınan Müslümanları merhametsizce boğazladılar. II. El- Hakem zamanında 976’da yapılan altın minberi parçalayarak aralarında taksim ettiler. Caminin 20 kapısından çoğu taşlarla örülerek kapatıldı. Nihayet en son vahşet eseri olarak 1523 senesinde caminin içine bir kilise koymaya karar verdiler. Bunun için o zaman İspanya ve Almanya İmparatoru olan V. Carlos’tan (1500-1556) izin istediler. Carlos, evvela bu teklifi reddetti. Fakat fanatik kardinaller onu mütemadiyen sıkıştırıyorlardı. Papa’nın da istemesi üzerine cami kiliseye çevrildi. Carlos, camiyi görünce çok üzüldü ve şöyle dedi:”Yaptığınız vahşeti görünce , size bunun için izin verdiğime pişman oldum. Dünyada bir benzeri bulunmayan ,bu güzel eseri böyle tahrip edeceğinizi bilseydim, size müsaade etmez ve hepinizi cezalandırırdım. Yaptığınız bu çirkin kilise , eşi her yerde bulunan adi bir binadan ibarettir. Halbuki bu haşmetli caminin bir eşini yapmak imkanı yoktur!”

 Kurtuba’daki caminin adı bugün “La Mezquita Kilisesi”dir. Bu kelime mescid isminden gelmektedir.

 İspanyollar ,Amerika kıtasına; Portekizliler Hindistan’a vardıkları zaman yerli halkın elindeki zenginlik kaynaklarını yağmalamaktan başka amaçları yoktu. Özellikle Amerika’da hala ellerindeki ok ve yayla İspanyollar’a karşı koymaya çalışan Kızılderililer bugün yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Aztek, İnka,Maya kültür ve medeniyetleri canavarlaşan Avrupalılar tarafından yok edildi. Kurdukları büyük çiftliklerdeki insan gücü ihtiyacı   siyah kıtanın insanları tarafından karşılandı. Artık bundan sonradır ki;Afrika sahillerine yaklaşan gemiler dünyanın belli ülkelerine insan taşımaktaydılar. Hem de nereye ve niçin götürüldüğünü bilmeyen bu sevimli , mütevazi insanları. Bunlar köle olarak taşınıyor, boğaz tokluğuna çalıştırılmak üzere bir çok kirli işlerin görülmesinde bu siyah insanların emekleri ,daha bedelleri ödenmemiş alın terleri vardı.

 Sömürgeci kahyalar ,dünyanın neresinde ekonomik ve siyasi çıkarları tehlikeye düşmüşse ,siyah Afrikalı oraya sürülmüş ve ölümün kucağına itilmiştir. Çanakkale’de ,Kut’ul- Ammare’de Mehmetçiğin karşısına çıkanların çoğu kimin uğruna ve nerede harbettiğini bilmeyen bu insanlardı. M. Akif ;

                         Kimi Hindu , kimi yamyam kimi bilmem ne bela
                    
    Hani tanrıya da züldur bu rezil istila

Beyitiyle bu gerçeği ifade etmektedir.

Sonraki tarihlerde sömürgecilere İngiltere,Fransa,Belçika,Hollanda ve Rusya gibi devletler de katıldı. Saydığımız devletlerin sömürgelerinden çoğu  II. Dünya Savaşı’ndan sonra bağımsızlıklarını kazandılar. Fakat hakim devletler çok kısa süre içerisinde o devletlerin maddi zenginliklerini sömürmekle kalmadılar. Aynı zamanda manevi zenginliklerini de sömürdüler. Yerli halkı Hıristiyan olmaya zorladılar. Kendi dilleri bu gün bu ülkelerde resmi dil olarak kullanılmaktadır. Pakistan ve Hindistan’da İngilizce’nin resmi dil olması gibi.

Bugün ne yazıktır ki; her vesile ile övündüğümüz kendi tarihimizle  ilgili araştırmalarda yabancılar bizden öndedir. Özellikle Amerikalılar. Osmanlı hakimiyet anlayışından ders alıp, idaresindeki 50 eyaleti daha iyi idare edebilmek için Üniversitelerinde Enstitüler kurup Osmanlı Kanunnameleri’ni araştırmaktadırlar.

Osmanlılar’da ,genel olarak Türk tarihinde Avrupalılar için söylediklerimizin hiçbirini bulmak mümkün değildir. Bu gün kendi tarih ve kültürümüze yabancı hale geldiğimiz gibi yabancılara kendi doğrularımızı anlatamıyoruz .Gündemden hiç düşmeyen Ermeni Soykırımı’ndan bahseden Avrupalılar bize İnsan hakları dersi verecekleri yerde kendi tarihlerine baksalar daha iyi olur. Bizim de onlar gibi kulis faaliyetlerinde bulunabilmemiz, her şeyden önce kendi tarihimizden ders alıp ,çok çalışmakla  mümkündür.

 

KAYNAKLAR:

1.Zekeriya KİTAPÇI:Osmanlı Türkleri,Afrika ve Emperyalizm. Türk Dünyası Tarih Dergisi  Şubat 1990 Sayı:38
2.Hammer :Osmanlı Tarihi Cilt:1
3.Dursun GÜRLEK:Ömer Hilmi Efendi . Tarih ve Düşünce Sayı:6 Yıl:2000
4.Ahmet AKGÜNDÜZ:Belgeler Gerçekleri Konuşuyor  Cilt:1
5.Türkiye Gazetesi “Kültür ve Sanat” Köşesi 26 Haziran 1994 Pazar
6.İbrahim KAFESOĞLU:Türk Milli Kültürü
7.Muharrem ERGİN. Orhun Abideleri

YAZILAR   SAYFASI