MİSYONERLİK VE YABANCI OKULLAR

MİSYONERLİK VE YABANCI OKULLAR

Genel anlamıyla Misyon; bir kimseye , bir şey yapmak üzere verilen özel görev, yetki olarak tanımlanmaktadır. [1] Dini  terim olarak Hıristiyan kiliselerinin Hıristiyan olmayan ülkelerde bu dini yaymak amacıyla kurdukları müesseselere “misyon”, bunları idare eden din adamlarına da “misyoner” denir.

Misyonerlik Çin,Afrika,Asya,Japonya gibi Hıristiyanlığın 19.y.y.da girmeye başladığı yerlerde çok yaygınlaştı.Bir ara Japonya 17.y.y.da yabancılarla birlikte misyonerleri de ülkeden  kovmuş, kapılarını Avrupalılar’a kapamıştır.Misyonerler gittikleri yerde  bağlı oldukları mezhebin bir kilisesini kurarlar, halkı bu kiliselere toplayarak onlara Hıristiyanlığı aşılamaya çalışırlar, onlardan sağladıkları gelirle geçinirler, fazlasını da merkezlerine gönderirlerdi. [2]

Osmanlı’da misyon faaliyetleri münferid kiliseler, hastaneler ve halkın içine herhangi bir yolla girmiş  Müslüman kılıklı papazlar vasıtasıyla yapılamaktaydı.

İngilizler,Müslüman memleketlerde Hıristiyan kültürünü yaymak için hususi suretle yetiştirilmiş elemanlar hazırlamaya başlamıştır.Bu müesseselerde yetişmiş bir İngiliz misyonerinin anlattıklarını takip etmekle oldukça vazıh bir fikir elde edebiliriz.”Misyonerler çocuk iken hizmete alınır, yapacakları vazifeye göre ilmen, ahlaken ve fikren yetiştirilirler.Şöyle ki, İngiliz misyoner cemiyeti her sene bütün orta mektep talebesinin zekilerinden otuz kırkını seçerek himayesine alır, onları kabiliyetlerine göre üçer-beşer ayırarak muhtelif memleketlerde yetiştirir.Bu çocuklar o memlekette sefaret veya konsolosluklara  tevdi edilir.Bu şekilde bir arkadaşı ile beraber İstanbul’daki İngiliz sefaretine verilen  misyoner namzedi, sefir vasıtasıyla bir Müslüman ismi altında  bir Müslüman ailesine evlatlık olarak yerleştirilir ve mahalle mektebinden başlayarak medrese tahsiline kadar tam bir Müslüman çocuğu halinde yetişmiştir.Sonraları bir Ermeni’den Fransızca dersi alarak Bab-ı Ali Terceme Kalemi’ne girmiş ve  orada baş halifeliğe kadar yükselmiştir.Nihayet Protestan cemiyetinden program ve talimat hazırlamak vasıtasıyla İngiltere’ye çağırılır ve başındaki sarığı atıp  bir şapka geçirerek memleketi terk eder.

Hıristiyan kültürünün yayılmasında en çok üzerinde durulan müesseselerden biri de hastanelerdir.Bilhassa büyük harpte, harbin getirdiği sefalet ve hastalıklara duçar kalan  halk üzerinde bu hastanelerin büyük tesiri olmuştur.Türk Misyonlarına Yardım Cemiyeti’nin neşrettiği elli senelik kitapta hastanelerin rolü şu tarzda belirtilmektedir.

“Tıbbi misyonlar İncil öğretiminin öncüleridir.Bunlar başka bir envanjelin ağacı dikilmesi imkansız olan yerlerde fidan yetiştirebilirler.Doktor, diğer misyonerlerle ne bir münasebeti olan , ne de bu münasebeti isteyen  bir çok insanı doğrudan doğruya kabul edebilir.Bir hekim nerede olursa olsun bir dispanser açtığı zaman , şifa verici mahareti yüzünden kendisine başvuranlarla kuşatılır.Bu yobaz bir İslam mollası veya bir fakir onun elini öpecek ; kör –topal , mefluç insanların , can çekişen ana babaların İsa’ya hazin yakarışlarını andıran bir sesle ona yalvaracaklardır.”

Bütün bunların yanı başında laik kültür müesseseleri olan kolejlerdeki tedrisat ve idarede aynı propaganda faaliyeti görülmektedir.Bunun en bariz misalini Bursa Amerikan Koleji vermektedir.Talebe arasında bilhassa fakir olanların ücretlerinde indirim yapılarak  veya kendilerine mektep dahilinde ücretli bir iş verilerek müesseseye minnettar bırakılmakta, daha sonra yapılan yardımın Hz.İsa’nın lütfu olduğu  söylenerek dini ve ahlaki telkin yapılmaktadır.Bu çocukların çoğu da henüz rüştünü etmemiş olanlardı. [3]

Amerika’nın en güçlü misyoner örgütü American Board  1818’de  Hırıtiyanlığın çıkış noktası olan Orta Doğu’yu programına aldı.Çünkü onlarca Protestan misyoner örgütün ortak noktalarında Orta Doğu- özellikle de Anadolu ve Rumeli- Amerika’nın en büyük misyoner örgütü olan American Board’da ihale edilmişti ve örgütün yirmisini yeni tamamlamış,  belki de bıyıkları bile terlememiş iki genç temsilci Pliny Fisk ve Levi Parsons, şubat 1819’da Amerikalı gemici Yankeler’in alkışları arasında İzmir rıhtımından Osmanlı topraklarına ayak basıyorlardı.Andover Misyonerlik Koleji’nde bu vazife için yıllarca eğitilen bu iki öncü misyonerin yapacakları ilk iş ellerine verilen talimatta da açıkça belirtildiği gibi misyonerlik için yeni alanlar, yeni tarlalar tesbit etmek, bir ön çalışma ile bölgedeki halkın dini, siyasi, sosyal , ekonomik ve ahlaki durumlarının bu faaliyete müsait olup olmadığını Boston’a American Board’ın  merkezine rapor etmekti.Onlara iki hedef gösterilmişti:Müslümanlar ve Yahudiler!.Ancak bu hedefin arkasında görünmeyen bir büyük hedef daha vardı.Levi Parsons, Şubat 1819’da İzmir rıhtımından karaya ayak basar basmaz Boston’daki merkezine yazdığı ilk raporunda bunu gayet açık ifade ediyordu:”İzmir’e geldikten sonra içimde güçlü günah İmparatorluğu’nu        ( Osmanlı’yı) yıkmak için var olan duygular bir kat daha arttı”.

Kolay çalışma açısında Anadolu  çeşitli misyonlara bölünmüştü:Bunlar Ermeni misyonu (Özellikle Doğu Anadolu başta olmak üzere Ermeniler’in yaşadığı her yer), Bulgar misyonu ( Bulgaristan’da), Asur misyonu (Diyarbakır ve çevresinde Kürtlere yönelik olarak), Nasturi misyonu (Doğu Anadolu Hakkari çevresinde), Suriye misyonu(Şam ve çevresinde)şeklinde örgütlenmişlerdir. [4]

Anadolu’ya gelen misyonerlerin ilk tesbiti şu olmuştur:Dinlerinin batıl olduğuna inandıkları Yahudileri de, “dinsiz ve heretik(sapık)”  olarak suçladıkları Müslümanları da Hıristiyanlaştırmak mümkün değildi.Çünkü Yahudiler, adil Osmanlı devlet düzeninde  bütün ibadet ve geleneklerini korumuşlar, dahası azınlık psikolojisi ile günden güne daha çok birbirlerine kenetlenmişlerdi.Müslümanlara gelince onları Hıristiyanlaştırmanın önündeki engel daha da güçlü idi.Onun için yeni hedefler, yeni kitleler, yeni politikalar bulmak gerekiyordu.Bunda da fazla gecikmeyeceklerdi.Çünkü eski Doğu kiliselerine mensup milyonlarca Hıristiyan , Rum, Ermeni, Arap, Nesturi, Bulgar v.b. onları bekliyordu.Bu misyonerlik tarihinin belki en önemli fırsatlarından biri idi.Her bir topluluk Orta Doğu’nun kapısını misyonerlere açacak birer anahtar rolü oynayabilirdi.Hemen çalışmalar bu yöne kaydırıldı.Bu çalışmalarda Ermeniler’e özel bir önemin verildiği görülmektedir.

Amerikalı misyonerler Osmanlı ülkesinde ilk kalıcı merkezi 1831’de İstanbul’da Ermeniler’e yönelik faaliyette bulunmak üzere açarken , ilk Amerikan Misyoner Okulu da 1834’te İstanbul Beyoğlu’nda Ermeni çocuklar için açıldı.Bu sebeple de misyonerlere ilk tepki İstanbul’daki Ermeni Patrikhanesi’nden geldi.İngilizlerin de desteği ile misyonerler İstanbul’dan sonra İzmir, Antep, Merzifon ve Maraş’ta Ermeniler’e yönelik eğitim müesseseleri kuracaklar, hatta Harput’ta kurdukları koleje “Ermeni Koleji” adını vermekten bile çekinmeyeceklerdir.Ancak Müslüman Türk halkının tepkisi ve II.Abdülhamid’in basireti sebebi ile bu ad “Fırat Koleji” olarak değiştirmek zorunda kalacaklardır. [5]

Osmanlı İmparatorluğu’na gelen Protestan misyonerlerin  gayretlerine hedef olan Ermeniler’in dini, kültürel ve sağlık konularına eğilmişler, bu toplumu kendi kiliselerine çekebilmek için  görkemli tapınaklar , okullar vb hastaneler açmışlardır.Misyonerlerin Ermeni komitecilerine maaş da bağladıkları kaydedilmektedir.Protelizasyon faaliyetlerinde başarılı olabilmek  gerekli maddi yardımları da anavatandan temin edebilmeye bağlıydı.İngiltere, dış politika amaçları doğrultusunda davrandıkları sürece misyonerlerin bu çabalarına katkıda bulunacaktır.İlginç olan Amerikan misyonerlerinin de –Protestan mahmiler yarattığı ölçüde- adeta İngiltere’nin  hesabına çalışmalarıdır.Misyonerler uğraşlarının zor  ve kutsallığı derecesinde ödüllendirilebileceklerini bildikleri için Osmanlı İmparatorluğu idarecilerini canavarlaştırıp, gayr-ı Müslim azınlıkları mazlumlaştırmaktan kaçınmadılar.Düzmece hikayelerle batı kamuoyunun merhamet  hislerine hitab ederek Batı’dan önce maddi yardım , daha sonra ise diplomatik destek elde ettiler.Fakat bu arada Batı efkarı misyonerlerin ifadelerini tereddütsüz kabullendiği için kilisenin himayesi altında Türk düşmanlığı doğdu.Bab-ı Ali, Ermeniler arasında zararlı propaganda yapan misyonerleri Türkiye’den ihraç etmeye kalkınca Büyük Güçlerin protestosu ile  karşılaşıyor ve sonuçta bu faaliyetlere engel olamıyordu.Gerek Patrikhaneye bağlı cemaat okullarında ve gerek misyonerlerin açmış olduğu kolejlerde Ermeni gençleri Fransız Devrimi’nin milliyet ilkeleri ile tanıştılar.Aynı sınıflarda kendilerine Ermenistan coğrafyası, yüceleştirilmiş edebiyatı ve efsaneleştirilmiş tarihleri öğretildi.Kısaca gençler milli bilinçlerini bu kurumlarda kazandılar.Yine bu okullarda okutulan ders kitaplarının içeriği bize Ermeni gençlerinin nasıl Türk düşmanlığı ile doldurulduğunu göstermektedir.Öğrencilere verilen defterlerde mutlaka Ermenistan haritası,Ermenistan timsali ve arması bulunuyordu.Ders dışında ise onlara şiirler okutularak, piyesler verdirtilerek Ermenistan için ayaklanmaktan başka çarenin kalmadığı teması işleniyordu.

Mekteplerdeki eğitim ve öğretimin yanı başında beden terbiyesi ve izcilik gibi faaliyetler de gençleri bu kültür dairesine almakta birer vasıta olarak kullanılıyordu. [6]

Kısıtlı siyasal fakat giderek yoğunlaşan iktisadi ilişkilerin ötesinde A.B.D.’nin Orta Doğu’ya  ve özellikle Osmanlı Devleti’ne bağlayan en önemli etken , Amerikan Misyoner teşkilatının bu ülkedeki 19.y.y.ın ilk yarısından beri okul,hastane ve dinsel kurumlar ağıydı.American Board, Orta Doğu’da inançlarını yayma çabalarına araç olarak kiliseyi değil de okulları kullanmayı yeğlemişti.Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları içindeki en etkin iki Amerikan kurumu Robert Koleji (İstanbul) ve Suriye Protestan Koleji (Beyrut)idi.Robert Kolej,Rothschilds ailesinin Fransa branşına mensup New Yorklu tüccar Christipher Rinlender Robert’in maddi katkısıyla 1863’te  kurulmuştur.Robert,Sultan Mehmet İstanbul’u nasıl Rumeli Hisarını yaptırarak fethetti ise, kendisinin de oradan aynı şehri  -bu kez kültürel açıdan- olacağını  düşünerek okulun Bebek sırtlarında yapılmasında ısrar etmişti.1866’da kurulan Suriye Protestan Koleji’nin  tüzüğünde ise “Bu kolejin misyonerlik değeri üzerinde olması ve her profesörün de Hıristiyan bir misyoner olmasında ısrar ediyoruz” deniyordu.Misyonerlerin Orta Doğu Kiliselerini ıslah etmeleri mümkün değildi.Bunun için mevcut Hıristiyan mezheplerinden taraftar bulmak yoluna giderek Türkiye’ye Amerikan Protestanlığını yerleştirmeye çalıştılar.Çabaların ilk etabındaki hedefleri Gregoryan Ermenileri olmuştur.

I.Dünya Savaşı’nda ABD ile Osmanlı Devleti arasında ilişkiler kopmasına rağmen Washington, düşmanı Almanya’nın müttefiki olan Türkler’e savaş ilanından  kaçınmışsa  bunun ardında , bu ülkedeki misyoner faaliyetlerine  sekte vurulmaması düşüncesi olmuştur.

I.Dünya Savaşı sonrasına kadar Amerikan misyonerlerinin Osmanlı ülkesindeki faaliyetleri ve bu  gayretlere devletin desteği –azınlıklar arasında milliyetçi fikirlerin uyandırılması dışında- kültürel düzeyde kalmışsa da barış görüşmelerinin başlaması ile güçlü bir dürtü kazanmış ve Washington’un dış politikasını etkilemeye kadar götürülmüştür.Gerçekten de American Board, dünyanın yeniden kurulurken kendi ahlaki prensiplerinin benimsenmesini, bir daha savaş ve siyasi çekişme ortamına dönülmemesi için zaruri görmüş ve barış konferansını fırsat addederek ABD’nin yeni uluslararası düzeni oluşturmak üzere büyük güçlüklere müdahale etmesini zaruri addetmiştir.Amerikan milliyetçiliğinin Protestan enternasyonalizmiyle birleşmesi  ile Mesihçi bir yaklaşım kazanan Misyonerler  Washington’un yalnızlık politikasını sürdürmesinin uluslar arası çalkantılar arasında başını kuma gömmek olduğuna işaretle , dünyayı Amerikan modeline göre yeniden inşa etmek üzere seslerini yükseltmenin zamanı geldiğine inanıyorlardı.Başkanlarının 1892’deki kongrelerinde belirttiği gibi Amerika  kıtası Hıristiyan misyonunu dünyaya yaymak için bulunmamış mıydı? İşte dünya halklarını “Hıristiyan” yaşamına döndürebilmek için kolları sıvayacaklardır.Eğer “Hıristiyan Amerika” uluslar arası ilişkileri , özellikle Orta Doğu’daki münasebetleri , kendi prensipleri doğrultusunda  yoğurursa, dünyamızda ne çatışma, ne rekabet kalır, bilakis barış ve düzen egemen olurdu.Bu amaçla , dünyanın Tanrının krallığına uygun bir duruma kavuşturulması için çaba sarf edileceklerdir.Dünyanın adeta yeniden fethinden başka bir şekilde izah edilemeyecek bu misyonu da ,Tanrının seçilmiş ırkı Anglo-Saksonlar yada bu grubun bozulmamış unsuru olan Beyaz Protestan Amerikalılar tamamlayabilirdi.American Board’ın başkanı James L.Barton, dünya uluslarını A)Başkalarını yönetmeye muktedirler B)Kendi kendini yönetenler C)Her ikisini de yapmaktan aciz olanlar olarak üçe ayırıyor, ilkine Amerikalıları,ikincisine Ermenileri ,üçüncüsüne de Türkleri örnek gösteriyordu.Bu tasnife göre Amerikalıların Orta Doğu’daki misyonları azınlıkları, kendi düşüncelerine bağlı olarak  baskı altında tutan Türklerin elinden kurtarmak olmalıydı.Barton’a göre I.Dünya Savaşı ezeli Hıristiyanlık-Müslümanlık çatışmasının son perdesiydi ve burada cihad eden Müslüman Osmanlılar  Hıristiyan güçlere yenilmişlerdi.Bu itibarla bu savaş aslında Haç’ın Hilal karşısındaki zaferini de sembolleştirmişti.

1915’ten itibaren Rus ordusu Doğu Anadolu’ya girdiğinde Ermeniler’in Müslüman ahaliye yaptıkları mezalim nasılsa ABD’ye ulaşınca Barton, Bogos Nubar’a yazarak merak etmemesini , Amerika kamuoyunun Türkü senelerdir-sayelerinde- vahşi ve kan dökücü bir ulus olarak tanıdıklarını ve bu gerçeklere iltifat etmeyeceklerini belirterek Ermeni liderini teskin ediyordu.Ermeniler ne yaparlarsa yapsınlar asıl suçluların Türkler olduğu imajının değişmeyeceği de yazıda ekleniyordu.Yılların yoğun propagandası, Amerikalıların gözünde Türklerin de insan olabilecekleri düşüncesini silmeyi bilmişti [7]

Yunan hükümeti İstanbul-Rum Patrikhaneleriyle iş birliği yapıp Anadolu’daki Rum azınlığı çoğaltmak için Rusya’nın güneybatısında  ve Kafkasya’da yaşayan Rumlar’la birlikte  Anadolu’nun diğer yerlerinde bulunan Rumları da bu bölgeye göç ettirerek 1904 yılında uydurulmuş bir Pontus Devleti’ni kurma fikrini ortaya attılar.

1904 yılında Pontus Rum Cemiyeti’ni kuran Rumlar, Karadeniz bölgesinde faaliyetlerini arttırdılar.1908’de bir ihtilal teşkilatı olan Müdafaa-i Meşrute Cemiyeti  ile birlikte maddi ihtiyaçları karşılamak  için Mukaddes Anadolu Rum Cemiyeti adında bir başka cemiyet daha kurdular.Rumlar gerek bölgedeki faaliyetleri  ve gerekse milletlerarası münasebetlerini bu cemiyetler vasıtasıyla sürdürdüler.

Merkez ordusu komutanlığı ilk icraat olarak Rumlar’ın en etkili oldukları Samsun’dan başlamak üzere bütün bölgede bulunan halkın silahlarını teslim etmesini istedi.Fakat Hıristiyan ahali bu talimata uymayıp dağlara çıkarak isyan ettiler.

Rumlar’ın  bütün stratejileri ve kendilerine yardımda bulunan devletlerle organik bağları Merzifon Amerikan Koleji’nin  Türkçe Öğretmeni Zeki Bey’in katledilmesi üzerine , bu kolejde  yapılan aramalar sırasında ele geçirilen evrak-müsbiteden anlaşıldı.

Merzifon Amerikan Koleji’nde ele geçen evrak-ı müsbitenin mahiyeti hakkında Merkez Ordusu Komutanı  Nureddin Paşa, halka yayınladığı beyannamede özetle;

“Merzifon’da  kain Amerika Koleji ile hastanesi dahilinde memleketimize muzır şeyler sokulduğu ihbar edilmesi üzerine ale-l- usul  taharriyat icra edilerek  kolej derununda Rum Pontus Kulübü bulunduğu görüldü.Mektep tatil ve seddelondu.Müstahdemi memleketten ihraç edildi.Pontus Rum Cemiyeti’nin mührü , bayrakları, arma ile bir çok veraik  zuhur etti.Bu meyanda mektep müdürü Amerikalı Mister Hevayet tarafından Türkiye haricinde bulunan  Amerika mercilerine hitaben  yazılmış olan mektuplar ve heyet-i tedrisiyenin muhtelif raporları da elde edildi.Bunların mündericatına ve mektebin tezahür eden maksat ve mesleğine nazaran devletimiz ve Millet-i İslamiye aleyhindeki gayeleri bervech-i zir hülasa ediliyor:

*Hıristiyanlığın  tevessü ve intişarına ehl-i İslamı mani ve düşman  görüyorlar.Devlet-i Osmaniye’yi alem-i İslam içinde en muazzam ve kavi düşman bulduklarını yazıyorlar.Türkiye’de Hıristiyanlık maksatlarının husulü için beş yüz sene daha çalışmayı göze almış olduklarını beyan ediyorlar.

*Tebamız olan Hıristiyanları, bilhassa Ermeniler’i, Rumlar’ı  himaye ve çocuklarını devletimize, dinimize husumet , adavet ve intikam his ve fikirleriyle tahsil ve tedris ve terbiye ediyiorlar.

*Zevahiri kurtarmak için, bazan az miktarda İslam çocuklarına yapmak mecburiyetinde kaldıkları cüz’i yardımı, günah-ı kebirden sayarak , bir raporlarında bu günahlarından dolayı Hz.İsa’dan avf u mağfiret niyazında bulunuyorlar.

*Sinn’i(yaşı) ilerlemiş İslamları tanassur ettirmek bi’t-tecrübe müşkül görüldüğünden  küçük İslam çocuklarını Hıristiyan yapmak fikrine hizmet ediyorlar.

*Memleketimizdeki mezhep  ve tarikat fırkalarından Hıristiyanlık namına istifade çarelerini düşünmüşlerdir.Bu yoldan maksatlarına vusulü mümkün görüyorlar.

*Mezkur Amerikalılar’ın bir raporuna göre, bi’l- umum Kürtleri ve Alevi Türkleri,İslam edilmiş Ermeni add u itibar ediyorlar.Bunların güya asıllarına rücu ile Ermeni olacaklarını farz ve tahayyül ederek , böyle bir gaye-i mel’unane takip etmekte oldukları tebeyyün ediyor. [8]

Görüldüğü üzere Avrupalılar 19.y.y.ın başından itibaren Osmanlı Devleti’nin çeşitli yerlerinde okullar, hastaneler v.b. kurumlar açmaya başlamışlardır.Bunların amacı  sözde kuruldukları bölgedeki halka daha iyi bir hayat standardı sağlamak iken  tam tersine azınlıkların  bir numaralı koruyucusu olmuşlardır.

Özellikle günümüzde artık sıcak savaşın yerini kültür savaşı almış bulunmaktadır.Yabancı okulların bu savaşta nasıl rol oynadıkları yukarıda anlatıldı.Bu günkü sorunlardan bir çoğunun misyonerlikle bağlantısı  olsa gerek.

Bu kültür savaşında bizlere düşen görev ilmi kendimize rehber edinip mutlaka galip gelmemizdir. Zira kültürlerini kaybeden milletlerin zamanla eriyip kaybolduğuna tarih şahittir.


[1] .Meydan Larousse  Cilt: 14  “Misyon” maddesi.

[2] .Yeni Hayat Ansiklopedisi Cilt:5 sayfa:2375 “Misyonerlik” maddesi.

[3] .Erol GÜNGÖR: Türkiye’de Yabancı Kültürler.Sosyal Meseleler ve Aydınlar Ötüken Yayınları İstanbul 1996

[4] Emrah Tekin:Ecnebi Kolejlerin Tarihi Misyonu Tarih ve Medeniyet Dergisi. Sayı:36 Mart 1997 sayfa:48

[5] Ahmet UÇAR:Amerika’dan Anadolu’ya Misyoner Akını Tarih ve Medeniyet Dergisi sayı:33 aralık 1996  Sayfa:46-47

[6] Erol GÜNGÖR: a.g.e.

[7] Mim Kemal Öke:Ermeni Sorunu (1914-1923)

[8] N.Fahri TAŞ:Amerikan Kolejinde Pontus Kulübü Tarih ve Medeniyet Dergisi.Sayfa:31-32 Sayı:44 Kasım 199

YAZILAR  SAYFASI