GÜZEL  TÜRKÇEMİZ

Anneler ,çocuklarına sütleri ve sevgileri ile beraber onlar kadar güzel , onlar kadar besleyici bir şey daha veririler:Dil. Dil, analardan öğrenildiği için bir insanın kendi diline anadili denir. Biz daha sonra , istersek başka dilleri de öğrenebiliriz ama onlar hiçbir zaman anadilimizin  yerini tutamazlar. Anadil bizi ailemize, akrabalarımıza , milletimize ve tarihimize bağlar. 

Bilindiği gibi ,günümüze kadar sürüp gelmiş olan “Türkçe’nin yabancı diller akınına karşı benliğini koruma meselesi  Türkler’in Müslüman olup İslam medeniyeti çerçevesi içine girdikleri 10.y.y.da ortaya çıkar. Böylece bir yandan din yoluyla Arapça sözler, diğer yandan medeniyet çerçevesine dahil bulunduğumuz İran’la yapılan sıkı temaslar sonucunda da edebiyat yoluyla Farsça sözler Türk diline girmeye başlamıştır. Kısa bir zaman sonra bu akınlar Türkçe’nin benliğini tehdit eder duruma gelmiştir.

Nitekim ,çeşitli tarihi sebep ve zaruretlerle ,Anadolu Selçuklu hükümdarları 12.y.y.dan itibaren Farsça’yı da Türk saraylarında resmi devlet dili olarak kullanmaya başlamışlardır.16.y.y.da Yavuz Sultan Selim de Çaldıran Zaferi’nden sonra bir çok İran şairini beraberinde İstanbul’a getirerek sarayında himaye etmiştir.

Fakat, daha 11.y.y. dan itibaren zamanın şuurlu Türk aydınları anadilimizi tehdit eden böyle bir yabancı dil akımına karşı ciddi ve şiddetli tepkiler gösterirler.

İlk olarak Kaşgarlı Mahmut ,1072 yılında yazdığı Divan-ı Lügat-t  Türk adlı büyük  eseri ile Türk dilinin Arapça  kadar zengin bir dil olduğunu ,15.y.y.da da Ali Şir Nevai Muhakemetü’l Lügateyn adlı eseri ile Türkçe’nin Farsça’dan daha güzel ve  zengin bir dil olduğunu iddia ederek bunu ispata çalışırlar. Her iki müellif de iddialarını sadece dil sahasına inhisar ettirmekle yetinmeyip aynı zamanda Türklerin üstün ve ileri bir millet olduklarını da belirtmek suretiyle , bin yıl sonra Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm diyene!””Bir Türk dünyaya bedeldir” “Yüksel Türk ,senin için yüksekliğin hududu yoktur” sözleri ile ifade ettiği Türk milliyetçiliği ülküsünün de öncüsü olurlar.

Milliyetçi aydınların gösterdikleri bu tepkiye paralel olarak ,Karamanoğlu Mehmet Bey  de 1277 yılında buyurduğu bir fermanla zamanın “Acemperest” Selçuk hükümdarlarına güzel ve yerinde bir milliyetçilik dersi verir. Mehmet Bey ,1277 tarihli fermanında “Bundan böyle sarayda , divanda ve her yerde Türkçe’den başka bir dil konuşulmamasının yasak olduğunu” bildirmektedir.

Türkiye’de dilimizin yabancı unsurlardan arınarak kendi benliğine dönmesi için başlatılan sadeleşme hareketinin öncüleri Ziya Gökalp ve Ömer Seyfeddin gibi Türk yazarlarıdır. Onların düşünceleri Türk aydınları tarafından ilgi ile karşılandı. Kısa zaman sonra Türkçe ,normal ve tabii gelişme  çizgisi doğrultusundaki yatağına kavuştu. Ömer Seyfeddin’den ,Reşad Nuri’ye , Mehmet Emin Yurdakul’dan Yahya Kemal’e ve Faruk Nafiz’e kadar bütün sanatkarlar 13.y.y.daki Yunus Emre’nin güzel Türkçesi ile yazmaya  başladılar.

Anadilimiz Türkçe, yukarıda görüldüğü gibi Selçuklu ve Osmanlı döneminde Arapça ve  Farsça’nın, 19. ve 20.y.y. başlarında da Fransızca ve İtalyanca’nın etkisi altına girmiş adeta bu diller tarafından istila edilmiştir. Türkçe’nin bu acıklı haline cahil bilinen halk değil, tersine Selçuklu ve Osmanlı’nın medrese –mektep mezunlarıyla Cumhuriyet döneminin bir kısım okumuşları , sözde aydınları , medya çalışanları sebep olmuşlardır. Halk şairleri , saz şairleri , aşıklar da ortama uyup Türkçe söylemeselerdi biz bugün mutlaka dilini kaybetmiş olarak başka bir milletin içinde eriyip gidecektik.

Türkçe’yi çok iyi bilen , isteyince çok iyi kullanabilen fakat çok kötü bir çığırı da –herkesten başka türlü olmak huyundan –başlatmış olan Nurullah Ataç ,ilk devrim fetvasını verince bu dil cehaleti o zamandan beri küstah bir tavırla yola koyulmuştur.”Ben yazarım, isteyen okusun!Ben uydururum ,tutarsa tutar!”anlayışı uydurmacılığın başlangıcıdır.

Atatürk döneminde 1932’de”Türk dilini tetkik ve elde edilen neticeleri neşir ve tamim etmek” amacıyla Türk Dil Kurumu kuruldu. Atatürk’ün dil çalışmalarıyla ilgili düşünceleri hiç değişmemiştir:Türkçe’nin ilim metodları ile  araştırılması ve terim konusu.

Türkiye’de 20.y.y. ın son çeyreğinde İngilizce’nin Türkçe’yi tehdit eder duruma gelmesinin sebepleri ;  ABD’nin dünyada büyük ekonomik ve siyasi güç durumuna gelmesi ,İngilizce öğretimin yaygınlaşması ,Türk aydın tipinin yozlaşması ve medyanın anadili bilincinde olmaması olarak sıralanabilir.

İngilizce ,Almanca ve Fransızca dillerinde öğrenim görmüş kimi ilim adamlarımız;”Türkçe ilim dili olamaz,fakir bir dil .Bilim ve teknikteki her şeyin karşılığını Türkçe’de bulamıyoruz” düşüncesindedirler.

Dilimizdeki yabancılaşmayı radyo , televizyon ve yazılı basın hızlandırmaktadır. Televizyon kanallarımızın isimleri, programlar , çarşı ve dükkan isimleri büyük çoğunlukla yabancıdır       .Bir İngiliz’in günün birinde çıkıp para karşılığında anadilimizi yabancı kelimelerden temizleyeceği günü bekliyoruz adeta.

Türkler’in sefaleti maddi yaramız ise Türkçe’nin sefaleti de manevi yaramızdır. Bir millet iktisadi yoksulluktan ölmez ama kültür yoksulluğundan ölür. Türkçe ölürse Türk Milleti de ölür. O zaman ortada iktisadi bakımdan kalkındırılacak bir millet te kalmaz. Günümüz Türk aydının zihni ,Türkiye’nin kalkınmasını ekonomik temele bağlamakla şartlanmıştır. Kültürsüz bir milletin yaşayamayacağı adeta unutuldu. Kültürün kaynaklarının dilde olduğunu ise bilen yok gibi.

Halk şairleri, aşıklar !Ümidimiz sizsiniz .Osmanlı döneminde nasıl ki, Türkçe’yi Arapça ve Farsça’ya karşı korumuşsanız , bugün de İngilizce ,Fransızca ve İtalyanca’ya karşı yine siz koruyacaksınız.

KAYNAKLAR:

1.Mehmet Kaplan :Kültür ve Dil,   ”Dil ,Tarih ve Millet”
2.Ahmet Bican Ercilasun:Dilde Birlik
3.Necmeddin Hacı Eminoğlu:Türkçe’nin Karanlık Günleri
4.Nail Tan :Türk Medyası ve Anadilimiz Türkçe . Türk Edebiyatı,Mart 2000 Sayı :317  Yıl:28
5.Orhan Okay:Üniversitelerde Dil Eğitimi

YAZILAR  SAYFASI