CASUSLUK

Casusluk insanların zekâsının gelişim tarihinde pek erken başlamış ince bir tekniktir. Bilhassa 1800'den sonra çok gelişmiştir. Cihan Harbi'nden önceleri casuslar teknik bir sınıf haline girmiş bulunuyorlardı.

Casusluğun amacı şudur: Barış zamanında askeri ve siyasi gizli kuruluşlardan ve plânlardan haber almak, savaş zamanı ise hareketlerden ve siyasî haberleşmelerden ve savaşı sürdürme kudretinden sürekli bilgi alabilmektir. Bunun için ülke dışında güçlü örgütlere ihtiyaçları vardır. Casusların esas kadrosunu subaylıktan yetişmiş, çalışacağı ülkenin dilini ana dili gibi bilen ve her kılığa girebilen kurnaz kimseler oluştururlar. Bunlar din ve milliyet değiştirerek halk arasına tamamen karışabilecekleri gibi dost ya da tarafsız bir ülkenin vatandaşı gibi de münferit ya da o devletin heyetleri arasına karışarak da çalışabilirler.

Yazarlık, gazetecilik, tercümanlık, saat tamirciliği, falcılık, hizmetçilik, aşçılık, hastabakıcılık, avcılık, çobanlık, seyyar satıcılık, şoförlük, arabacılık, balıkçılık, tüccarlık, işçilik, velhasıl her şekle girerler. Komutan ve kurmay heyetlerine bizzat ya da vasıtayla sokularak şüpheye yer bırakmayacak bir tavırla şifreleri ve diğer gizli şeylerin fotoğraflarını almaya veya çalmaya uğraşırlar. Kendilerini ahmak veya eğlenceye düşkün gibi göstererek rollerini kolaylaştırırlar. Yerine göre sağır, dilsiz de olurlar. Gerekirse kadın kılığına, sakat bir dilenci şekline de girerler. Bulundukları ülkenin her hangi bir üniformasını da giyebilirler.

Esas kadroyu oluşturan subaylıktan yetişme usta casusların işlerini kolaylaştırmak ya da özel bazı işler yapmak üzere kadınlar ve hatta çocuklar bile kullanılır. Mesela belirli bir kimseden bir şey çalmak ya da bir casusun hazırladığı belgeleri acilen ülkesine getirmek veya belirli bir propagandayı işlemek gibi.

Bu gibi durumlarda güzel çalgıcılar, oyuncular, şarkıcı kadınlar ve özellikle fahişeler faal rol oynayabilirler. Özellikle içki, şehvet ve servet karşısında gevşeyebilecek kimselere karşı yapılacak bir iş varsa!...

Aşk ve paranın ve bazı düşkünlerin ağzından ve koynundan her türlü sırrı çalabilecek en güçlü silâh olduğu örnekleriyle sabittir.

İşgal ordularının geçtikleri yerlerdeki meyhaneler, genelevler ve barlar önemli birer casus yuvaları olabildikleri kadar ordu mensuplarına frengi aşılamak için birer bozgun yuvasıdır da...

Casusların ne yaman şeyler olduklarını kolayca anlamaya yarayan bir örnek olmak üzere Cihan Harbi'nden önce Çarlık Rusyası'mn casusluk teşkilâtını kısaca görelim:

1905 Japon savaşının ardından Ruslar; Japon casusluğundan faydalanarak Almanya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı Devletine karşı casusluk faaliyetlerini arttırdılar. Teşkilâtın esası şöyleydi:

En az iki yıl kıtada hizmet etmiş olan subaylardan isteyenler "Dil Okulu"na alınır. Burada üç yıl gidecekleri ülkeyi ve dilini öğrenirler. Mesela Türkiye'ye gelecek casusları ele alalım: Bunlara bu okullarda Türk diliyle birlikte Türk Tarihi, Türk Coğrafyası, Türk Dini, Türk gelenekleri, Türk ahlâkı, Türk Siyaseti, Türk Ekonomisi... kısaca Türklere ait ne varsa sırayla öğretilir. Böylece Türkçeyi öğrenen subay, Türklerle ilgili her şeyi öğrenmiş ve bunlar üzerinde Türkçe tartışabilir duruma getirilmiştir. İran'a, Afganistan'a ve Almanya'ya gönderilecekler de böylece yetiştirilir.

İmtihanda başarılı olamayanlar orduya geri gönderilir. Bunlar da az çok bir dil öğrenmiş olduklarından karargâhlarda çeviri işlerinde kullanılırlar. Başarılı olanlara casus okullarında bir kaç ay casusluğa ait tarihi ve teknik bilgiler verilir. Bundan sonra gidecekleri ülkelerin Büyükelçiliklerine gönderilir. Fakat gizli değil, elçilik memuru gibi.

Mesela Osmanlı Devletinin Beyoğlu'ndaki Çarlık Rusyası elçiliğine gelen bu yeni hariciye memurları görünüşte buradaki Rus diplomasi heyetinin birer organı gibidir. Fakat onun tahsili henüz bitmemiştir. İki yıl da elçilikte Türk Dilini ve Türkiye'yi öğrenir. Aynı zamanda bu subaylara kışlalar, birlikler, okullar, hükümet daireleri, siyasî şahsiyetler, meclisler, görüşme usulleri, iktidar ve muhalefet taraftarları, gazeteleri, liderleri, ülkenin ileri gelenlerinin bilgi ve ahlâk durumları, ülkedeki siyasî ve ekonomik akımlar, halkın durumu, kamuoyu, aydınların hayat ve bilgileri...kısaca Beyoğlu barları ve fuhuşhaneleri ve kumarhanelerinin müdavimlerine varıncaya kadar her şey!...

Esasen sivil veya asker büyük mevkileri işgal edenlerin  elçiliklerde gizli sicil defterleri vardır. Her taraftan alınan düzenli bilgiler bu defterlere işlenir. Böylece Rusya Hükümeti Osmanlı Devleti Hükümdarlarının, Nazırlarının, Komutanlarının, Daire Başkanlarının, ve Kurmay Subaylarının ahlâk ve bilgi seviyelerini iç yüzleriyle öğrenmiş olurlar.İşte elçilikte yetişen casus öğrenci de bu şekilde İstanbul'da bulunmayan şahsiyetler hakkında da bilgi sahibi olurlar. Ayrıca kendileri her gün elçiliğe gelen gazetelerden bir iktidar bir de muhalefet yanlısı gazete okumaya ve bunlardan çıkardığı sonuçları öğretmenlerine bildirmeye de mecburdurlar. Mükemmel Türkçesi ve mükemmel tanıma gücüyle yalnız başlarına da gazinolar, salonlara, pastane ve birahanelere; ya da İstanbul yakasında muhallebici, aşçı, berber, hamam, tiyatro, sinema, herhangi bir inşaat... hasılı her yere girip çıkabileceğinden halk arasında kendine uygun bir meslek seçerek onların arasına karışabilecek bir yetenek kazanır.

Şifre çözmek, belge çalmak, ya da fotoğrafını çekmek, eczalı mürekkep kullanmak, bilgi sızdırmak gibi casuslukla ilgili mesleki, tam ve pratik bilgiler de öğrenmişlerdir.

Casus adayının bu noktaya kadarki eğitimi maddidir. Bunun bir de manevi yönü vardır. Casus vatan ve milleti uğruna en tehlikeli ve en nazik görevleri üzerine alacağından içki, şehvet ve para karşısında yumuşayarak görevini ihmâl etmemesi gerekir. Bunun için psikolojik etki yapacak konuşmalar yapılır. Tarihten örneklerle aydınlatılır. Bir taraftan da özel hayatı sürekli kontrol altında tutularak güçlü bir karaktere sahip midir? Geniş bir bakış açısı var mıdır? Kısacası yabancı bir ülkede vatanı ve milleti uğrunda çalışabilecek midir? Diye incelenir ve tespit edilir.

Böylece iki yıl sıkı bir eğitim ve öğretimden geçirildikten sonra başarılı olanlar casus sınıfına ayrılırlar. Olamayanlar da dışişlerinde görev alırlar ve elçiliklerde ya da konsolosluklarda Türkiye işlerinde çalıştırılırlar.

Casus sınıfına geçen subaylar için Türkiye'de beş yıl çalışma zorunluluğu vardır. Bu sırada gerek kendisi ve gerek ülkesineki ailesi bol maaş alır. Ailesi onun yerini bilmez fakat birbirlerinin sağlık haberlerini alırlar. Taraflar  ancak   önemli  durumlarda   haberdar   olurlar.Casusların  bulundukları  yerler   gizlenir.Ajanlar,  ülkemiz  içerisinde   muhtelif  işlere,  çeşitli  milliyetler   ve   isimlerle  dağılıp   işe  başlarlar.Bir  kısmı  hidayete  ermiş  gibi İslam  dinine  girerek  içimize  sızar,  hatta  evlenerek çoluk  çocuk  sahibi  de  olur.Süresi dolan casus isterse bu görevde kalır, isterse ülkesine döner. Önemli miktarda para, arazi ve mesken ikramiyesi alır. İsterse ülkesinde dışişlerinde ya da genel kurmayda bu gibi işlerde görev alır. Bunlara bu kadar ferah verilmesinin sebebi beş yıl çok tehlikeli bir hayat içinde çalışmış olmalarıdır. Çünkü ele geçerlerse cezası çok ağırdır. Savaş halinde ise hemen kurşuna dizilirler.

Bir savaş çıkması halinde ordularımız nerelerde toplanma ihtimali varsa casuslar oralarda yoğunlaşarak ülkede mükemmel bir casus ağı kurulur. Casuslar daha çok aydınlar, memurlar ve subaylarla temas edebilecek şekilde yerlerini belirlerler. Eğitime ve manevralara giden askerlerimizi sezdirmeden gözetlemek için onların yolu üzerinde bir iş bulurlar.

Aldıkları bilgileri yakın yerlerdeki elçiliklere ya da konsolosluklara gönderdikleri gibi Osmanlı sınırlarının genişliği ve araçların azlığı dolayısıyla daha hızlı ve daha kolayca sınır ötesindeki casusluk yuvalarına gönderirler.

Osmanlı ülkesinde casusluk çok kolaydı. Bunun üç önemli sebebi vardır:

1- Türk olmayan unsurların Türk düşmanlığı ve para kazanma hırsları.
2- Türklerin muhtedilere gelenek halini alan güven ve itibarları.
3-Kapitülasyonlar dolayısıyla gelişemeyen sanayi ve ticaret aleminde yabancı şirketler ve ajanların hakimiyeti dolayısıyla ülkede yabancı nüfusunun ve bu nüfusun çokluğu.

Her madde başlı başına casusluğu istediği gibi kolaylaştıracak bir etkendir. Casuslar istedikleri gibi memlekette cirit atarken, halk arasındaki misyonerler de istedikleri gibi amiyane propagandalarla halkımızı zehirleyebiliyorlar ve casusların hareketini kolaylaştırıyorlardı.

Savaşta casusluk daha büyük bir önem kazanır. Çünkü devletlerin bütün gizli teşkilâtı artık ortaya çıktığı gibi orduların toplanma bölgeleri de belli olur. Bunların anında casuslar tarafından hükümetlerine ulaştırılması ne müthiş bir iştir. İşte böyle önemli bir görevi yapabilmeleri için casusların, bilinen deyimle çekirdekten yetiştirilmiş olmaları şarttır. Cihan Harbi başladığı zaman böyle bir Fransız casusu Alman ordularının toplanma biçimini öğrenerek kendi ordusuna bizzat gidip haber vermiştir. Berlin'de istasyonlarda Alman üniforması giymiş, askerî nakliyatı gözetleyen Rus casusları yakalanmıştı.

Kazım  KARABEKİR:Gizli  Harp  İstihbarat
Kamer  Yayınları

YAZILAR   SAYFASI