REFORM

REFORM

          16. Yüzyıl başlarında Avrupa'nın çehresi tamamen değişmişti. Merkezi devletler kurulmuş, cemiyetin bünyesinde değişiklikler olmuş, her sahada bir roket görülmüştür.

            Kuvvetli yeni kurumlar kazanan, zenginleşen ve gelişen bu Avrupa toplumunda, manevi bir değişiklikte kendini göstermişti. Bu manevi değişiklik, Reform olarak kendini gösterecektir.

            Reform, dini bir hareket olup, düzenlemek ve yeniden şekil vermek anlamına gelen bir tarih deyimidir.

            Reform hareketleri 16. Yüzyılda birden bire ortaya çıkmış bir hareket değildir; kökü daha eski yıllara dayanmaktadır. Papalarla imparatorlar arasında başlayan mücadele kiliseyi yıpratmış; Wycliffe ve Jan Husus gibi bilgin ve cesur kimseler Kilisenin bozukluğunu çekinmeden ilan etmişlerdi.

            Bilindiği gibi, din ve Kilise. asırlardır Avrupa toplumunun temelini teşkil etmişti. Acaba Reform, yani dinde bir değişikliğin yapılmasına gerek duyulmasının sebebi nedir? Şimdi bu sebepleri araştıralım:

            1-) Hümanizm sayesinde Hıristiyanlığın kaynaklarına inilmesi ve bilginlerin gerçeği görmesi.

            2-) Kilisenin bozulması ve ıslahat (düzeltme) fikrinin yayılmış olması,

            3-) Matbaanın tesiri.

1-) Hümanizm sayesinde Hıristiyanlığın kaynaklarına inilmesi ve bilginlerin gerçeği görmesi:

 Eski Yunan ve Latin dilinin ve edebiyat eserlerinin, İbranice eserlerin incelenmesi hareketlerine, Hümanizma denir. Bu incelemeleri yapan bilginlere de, Hümanist adı verilir.15. ve 16. yüzyıllarda, hümanistler, klasik edebiyat eserlerini inceleyip; açıklamalar yaptılar ve yayınlarda bulundular.

            Önceleri eski İbrani, Yunan ve Latin metinlerinin ortaya çıkarılması ve düzeltilmesi için uygulanan tenkit metotları, 15. yüzyılın sonları ile 16. yüzyılın başlarında, Hıristiyan dininin ve kilisenin esaslarını teşkil eden yazılara uygulanmaya başladı. İncil ve Hıristiyan akaidini (inançlarını) bildiren metinler, orijinal (ilk) durumlarına getirildi. Filolojik metotla bu metinlerin hakiki manaları gösterildi ve neticede görüldü ki bu mukaddes yazılardan çoğunun ilahi ilhamın bir eseri olmayıp sonradan meydana getirilmiş, beşeri uydurmalar olduğu anlaşıldı. Bu netice tabii şüpheyi arttırdı ve imanı sarstı.

            Gerçekten de İsa Peygamber'in tebliğ etmiş olduğu İncil'in asıl hakiki nüshası yoktur.Kaybolmuştur. Hıristiyanların elinde bulunan ve Ahd'i Cedit adını taşıyan kitaplar, Hazreti İsa'nın tebliğ etmiş olduğu İncil değildir. Bunlar İsa Peygamberden sonra çeşitli insanlar tarafından yazılmış kitaplardır.

            Bugün ortada, birbirine benzemeyen dört İncil vardır. Bunlar da, İsa Peygamberin hayatına dair sonradan yazılmış birer siyer kitabı durumundadır.

            Belki içlerinde Hazreti İsa'nın tebliğ etmiş olduğu bazı hakiki İncil ayetleri de vardır. Ellerindeki dört İncil için de diyebiliriz ki, bunlar, tam bir siyer kitabı da değildir. Çünkü bunlarda, İsa Peygamber, Allah'ın oğlu olarak tanıtmış olduğunu gösteririlmektedir.

            Oysa, kendisine kitap inmiş olan İsa Peygamber de, Allah'ın birliğinden, her şeye muktedir, sonsuz kudret ve azamet sahibi olan tek Allah'tan bahsetmiş ve kendisini bu en yüce kudretin kulu ve Peygamberi ilan etmişti. Mesela: Luka İncil'inin 24. babının 19. maddesinde: "Allah ve insanlar indinde kudretli Peygamber Nasaralı İsa..." sözleri vardır ki, İsa Peygamber'in kendisini çevresindekilere peygamber olarak tanıtmış olduğunu gösterir.

            Fakat bazı siyasi sebepler veya şahsi menfaatler yüzünden, Eski Mısır'ın, Eski Yunan ve Roma'nın politeist (çok tanrılı) inançları Hıristiyanlığa sokulmuş, İsa Peygamberin bildirilerinden sapılmıştır.

            İşte Hümanistler bu gerçeği, yani İncil'in değiştirilmiş olduğunu görmüşler ve kilise'ye cephe almışlardır.

            Çağımızda yaşayan Charles Mismer adlı bir Avrupalının: " Hıristiyanlar alim olunca Hıristiyanlıkla ilgileri kesilir;  Müslümanlar da cahil olunca İslamiyet'le ilgileri kalmaz" sözü de, günümüzdeki Hıristiyanların görüşünü aksettirmektedir.

2-) Kilisenin bozulması ve ıslahat fikrinin yayılmış olması:

 Bilindiği gibi Papalık Kurumu, M.S 1. yüzyılda ortaya çıkmış dini bir kurum olup, Katolik Kilisesinin en yüksek makamıdır. Katolik mezhebine bağlı Hıristiyanların inanışına gire: Papa, Hazreti İsa'nın yeryüzündeki vekilidir. Bu bakımdan, ister kral olsun, ister köle olsun bütün Hıristiyanlar, ahiret saadetine erişmek için, Papa'ya boyun eğmek zorundadırlar. Dini ve cismani otorite de Papaya aittir.İşte, kilise ve papalık Hıristiyanların bu derin bağlılığını bol bol kullanmaktan çekinmedi.

            Papalar, Roma'da çok büyük masraflarla yapılan muhteşem Vatikan Sarayında oturmaya başladılar. Ortaçağda, çeşitli yollara başvurarak Hıristiyan yaptıkları halkı adeta haraca bağladılar. Kuruluş zamanlarında yoksul bir durumda olan kilise, zaman geçtikçe servet sahibi olmaya başladı. Yaptıklarına pişman olan günahkarlar ve çocuksuz ölen kimseler, sevap kazanmak için kiliseye terk ettiler.

            Krallar, Prensler ve büyük siyaset adamları, Papanın yardımını temin edebilmek ve desteğini kazanabilmek için, kilise ve manastırlara zengin vakıflar bağışlamak yolunu tutmuşlardı.

            Zamanla, Aziz ve Azize adı verilen ölmüş kilise büyüklerinin şefaatlerini kazanmak için (!), kilise ve manastırlara hediye verilmesi, maddi fedakarlıklarda bulunulması gelenek haline geldi.   

            Papaların kurnazca bir buluşu olan Roma'yı ziyaretin yarı hac sayılması, Roma kilisesine oluk gibi para akmasına sebep olmuştu. Roma'da genel bir suç bağışlaması töreninden bahseden bir tarihçi şöyle yazar:

            "Papalık hazinesine o kadar çok para akıyordu ki, Aziz Petrus (Havari Piyer) un mezarı üzerine bırakılan paraları toplamak için iki adam, ellerinde küreklerle durmadan çalışıyorlardı."

            Bağışlanan topraklar ve paralar kiliseyi korkunç derecede zenginleştirdi. Avrupa'daki toprakların dörtte biri, Kilisenin malı oldu.

            Şu da var ki, para kilisede rol oynamaya başladığından itibaren Rahipler din işleri ile değil de, para ve miras için uğraşır oldular. İşte, bu durum halkın gözünden kaçmıyordu. Hıristiyan halkın, kiliseye hürmeti azalmaya başladı. Kilisenin, halkın bazı sıkıntıları karşısında yardıma koşmayışı ve duygusuz kalışı da, kızgınlığı ve kini arttırıyordu.

            Öbür yandan Papaların siyasete karışmaları ve imparatorların hakimiyet sahalarına el atmaları, Papalığa büyük zarar vermişti. Bilindiği gibi Hıristiyanlık, dünyevi bir din değildir.Papalar bunu anlamak ve kabul etmek istemiyorlardı. Oysa, Hıristiyanlık devlet ve hükümet işlerine girince ezilerek çekilmek zorunda kalıyordu. Bu durum da Kilisenin yıpranmasına sebep oluyordu.

            Hıristiyanlık Dünyasında 14. yy. sonlarında iki papanın ortaya çıkması, Hıristiyanlar arasında bölünmeye ve papalığa duyulan güvenin sarsılmasına sebep olmuştu. Çünkü, Kilise tarihinde tarihinde "Büyük Nifak" olarak adlandırılan bu bölünme sonunda, biri Roma'da, diğeri de Avingon'da oturan papayı, Fransızlar, İskoçyalılar, Portekizliler ve bazı Alman prensleri tanıyor ve destekliyorlardı.

            Fransa'nın düşmanı olan bütün devletler, yani Almanya İmparatoru, İngiltere Kralı, Macaristan, Lehistan ve Kuzey Avrupa devletleri ise Roma'daki papaya bağlıydılar.

            Her papa, rakibi olan öteki papanın taraftarlarını aforoz ediyor ve lanetliyordu. Durum böyle olunca, Hıristiyan halk din bahsinde kişisel olarak düşünmeye başlamış, kiliseye hürmeti azaltmıştı. Sonraki yıllarda, Rom'daki Papanın tek kalması bile durumu değiştirmemişti.

            Hıristiyan din adamlarının sadelik ve tevazu yerine, kibir ve gururla hareket etmeleri, Hıristiyan halka kilise arasında soğukluğa sebep oluyordu.

            Papaların saygı uyandırmayan yaşayışları, kilisede düzletme yapılmasını isteyenlerin sayısını günden güne arttırıyordu. Çünkü, papalık tarihinde katolik tarihçelerin bile "Pornokrasi" diye ayıplayarak andıkları ve tarihçi Kardinal Cesare Baonio'nun "saeculum obscudum- karanlık devre" diye adlandırdığı rezalet ve facia dolu bir kısım vardır ki , insanlık için yüzkarasıdır.Mesela; papa 6. Stefan, sayısız entrikalar sonunda papalık tahtına oturduktan sonra mezardan ceset çıkarttırıp cezalandırılacak kadar vahşet bulunmuştur. Hayatı romanlara, filmlere konu olan papa VIK. Aleksandr dö borjia da canavar ruhlu ve sefahat içinde yaşayan bir adamdı.

            İşte yukardan beri belirttiğimiz bütün bu sebepler reformu hazırlamıştır.

REFORMU HAZIRLAYANLAR
 ERASMUS

           16. yüzyılın ilk çeyreğinde , hümanizm hareketinin başı ve lideri mevkiine yükselen Erasmus , dini bir ıslahta kanı idi.Latince yazdığı eserlerinde halk hurafeleri ile bozulmuş Hıristiyan dinin özünü meydana koymaya çalışıyor ve kilise müesseselerini tenkit ediyordu.Bilhassa 1511 ‘ de yayınlandığı “Deliliğe Methiye” adlı eserinde , kilise adetlerini ve uygunsuzluklarını belirtti. Erasmus ‘ un  bu yazıları , bilhassa hümanist aydınlar arasında büyük tesir meydana getirdi.

          Erasmus , Hıristiyan  dinin öz kaynaklarına inmek için İbrani ve Grek filolojisini kullanıyordu.1516 ‘ da Latince ve Grekçe metin ve haşiyelerle bir önsöz ile bastırdığı İncil Almanca'ya  bu baskıdan çevirecektir.

     Erasmusun Tesirleri :

 Erasmus ‘ un fikirleri İngiltere ‘ de , Almanya ‘ da  , Fransa ‘ da hükümdarlar ve aydın kilise adamları tarafından da benimsendi.Erasmusculuk denilen bir hava Avrupa'yı  sarmakta gecikmedi.Çeşitli yazarlar ortaya çıktı.Bu hümanistler , kitapları ve konuşmaları ile Erasmusun fikirlerini doğrulamakta idiler.Bu görüşün esası şu idi : “Esas kaynak Allah ‘ ın sözünden ibarettir.buna ancak havarilerin ve ilk Hıristiyan babalarının , evliyalarının sözlerinden başka bir şey katılamaz. Hz. İsa ‘ ya ve onun ilahi vazifesine inanarak , kurtuluşa erişebilir. Bu iman ise , bize ancak bir lütfu   ilahi olarak gelir. Din , ibadet ve vicdanla ilgili bir iştir. İnsanın vicdanına ve samimiyetine dayanır.İbadet şekilleri ve diğer amellerin  bunun yanında değeri yoktur. Allah ile kul , arasında vasıta olamaz.Hıristiyan kişinin vicdanı , kilisenin emirlerinin üstündedir ; ona tabii değildir.Kilisenin  takdis ayinleri birer sembolden ibarettir. Resimlere ve azizlerden kalan şeylere ibadetin manası yoktur.

        Ortaya çıkmış bu yeni Hıristiyan düşüncesini de Erasmus : “Hıristiyan Şövalyesinin El  Kitabı ’’ adlı eserinde ifade etti. Bu eser , her tarafta büyük rağbet gördü. 1504 – 1518 yılları arasında üç defa basıldı. İleride görülecektir ki , bu fikirler Luter tarafından  da benimsendi.

        Akla şöyle bir düşünce de gelebilir : Reformu hazırlayan ve böyle fikirler ortaya atmış olan Erasmus , neden reform hareketlerinin başkanı olmadı? Buna vereceğimiz cevap şudur ; Erasmus mazi ve anane ile bağlarını koparmak istememiş , bu işi güzellikle  , ikna etmek suretiyle gerçekleştireceğine inanmıştır.

       Bu dini ihtilalin lideri Luter ise , inandığını şiddetli kararlarla uygulama sahasına çıkartmak isteyen bir karakter idi.

       Reformu başlatan Luter ‘ in hayatını bilmemiz icap eder.

      LUTER (1483-1546)

Marten Luter , 10 Kasım 1483 ‘ de Saksonya ‘ da Eisleben ‘ de doğdu. O , Erasmus ‘ un okuluna mensup bir hümanist değildi. Bir Hıristiyan ilahiyatçısıydı ve sofi bir keşişti.

     1501 de Erfurt Üniversitesine girdi. 1505 ‘ de Üniversiteyi bitirdi. Çok dindar bir muhitte yetişen Luter , keşiş olarak ruhunu selamete kavuşturmak arzusundaydı.

     Üniversiteyi bitirdikten sonra Erfurt ‘ da Agustinler Manastırasına  girdi. Burada sert bir disiplin içinde iki yıl kaldı. Keşişler bu manastırda günde yalnız bir kap yemek yiyorlar : yiyeceklerini şehre dilenmeye giderek sağlıyorlar , kışın ateş yakmıyorlar ve gece yarısında kalkarak dualar ediyorlardı.

    Luter bu manastırda devamlı olarak ilahiyat dersleri aldı 1508 sonbaharında , baş papazın tesiri ile Luter , Wittenberg‘de kurulan yeni üniversiteye Profesör olarak gönderildi. 1510 yılında Aqustin manastırlarının birleştirilmesini temin için ,  baş rahip tarafından Roma ‘ ya gönderildi. O da , kilisenin başkanı olan papayı ve kardinalleri görmeyi candan arzu ediyordu. Fakat büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Papalık sarayının ihtişamlı , lüksü , siyasi karakteri ve Roma ‘ da ki papazların uygunsuz halleri çok üzdü.
Luter ‘ in Bunalımı :

       Luter Aqustin manastırlarının birleştirme meselelerini halledememekle beraber , 1512  yılında Wittenberg manastırlarının başı tayin edildi. Bu arada mezamiri ve havarilerden Sen Pol‘ün “Romalılara Mektup” unu tefsir etti.Luter manevi bir huzursuzluk içinde bunalıyordu.Ona göre , insan tabiatı tamamı ile bozuktur. Ve insanı kurtaracak olan İmandır. İman , Tanrı ‘ ya doğru ufak bir atılış olup , Allah ‘ ın bir lutfu olarak ruhta doğar ve insanı kurtarır.

       İşte Luter uzun ruh mücadelelerinin   sona eriştiği bu dini görüşü , kuvvetli mantığı , ilahiyat bilgisi ve söyleme yazma kabiliyeti ile geliştirdi. Luter‘i hümanistlerden ayıran özellik : O , hümanistler gibi bu dünyayı ve insanı gaye gömüyordu. Onlar gibi her iradeye inanmıyor , tamamı ile bir takdiri ilahiye iananıyordu.
 Luter’in Papalık Karşısında Takındığı Tavır :

      Olaylardan anlaşılmaktadır ki Luter önceleri kiliseye ve papalığa karşı cephe almayı aklından bile geçirmemiştir. Olaylar onu bu neticeye sürükledi.Öyleki 1519’da bir konsil toplantısını istediği zaman dahi papalık makamına hürmetini ifade etmişti. Onun dileği , Hz.İsa’nın tebliğini duyurmak ve kendi eriştiği hakikati başkalarına da aşılayabilmekti. O , ibadet ve sadakaların ruhu kurtarmadığını  , asıl bakımdan dini bir ihtilali çıkarmayı hiçbir zaman düşünmedi.

      Endülüjans meselesi  , Luter’in üzerinde önemle durduğu bir konu oldu.

      Papa 2.Jül 1506 da Roma da  Sen Piyer kilisesinin inşası için bir endülüjans ilan etmiştir X. Leon  da 1511 de bunu yenilemişti. Ve bunun propagandası Dominiken Tarikatı papazlarına verilmişti.

       Endülüjans temeli : Yaşıyan veya ölü Hıristiyanların ruhlarını , öbür dünyada selamete ulaştırmak için akrabaları tarafından para ödenmesi idi. Yani cennetin anahtarları para ile satın alınacaktı.

     Luter Bildirisini İlan  Ediyor :

Luter 31 Ekim 1517 de , Wittenberg kilisesinin kapısına astığı 95 maddelik bildirisinde şunu açıklıyordu :

1.    Yalnız imanla kurtulunabilir
2.    Papalık tarafından bahşolunan afların yani günah çıkartmaların değeri yoktur.
3.    Endülüjans meselesinde aracılık yapan rahipler suçludurlar.
4.    Endülüjans o kadar pis pazarlıklarla yapılmaktadır ki , papa bu durumu görse , Sen Piyer kilisenin yok olmasını bile tercih edecektir.

       Gerçekten de , endülüjans paraların toplanması işi bir komisyona havale edişmiş , işe bankerler karışmış ; endülüjans  işi kısa bir zamanda bir ticaret haline gelmiş ve banka gişelerinde tahvil gibi , endülüjans makbuzları satılır olmuştur.

        Luterin bu yazısı Hıristiyanlık dünyasında , yankılar uyandırdı. Luterin fikirlerine karşı olan bir takım tezlerle ona karşı çıktı.

      Papa , bunları , keşişler arasında eskiden beri yapılan münakaşalardan biri sayıyor ve önem vermiyordu . Fakat iş büyümüştü.Almanyada  bilhassa üniversiteliler bu münakaşayı büyük bir dikkat ve hararetle takip ediyorlardı. Papa Luter le anlaşmak istiyor :

       Papa Luter ‘ e  haber göndererek Roma ya gelmesini yahut fikirlerinde vaçgeçmesini bildirdi. Luter ,  verdiği  cevapta “Mukaddes yazıların hakikatin yegane kaynağı olduğunu onlardan kuvvet aldığını , fikirlerinden hiçbirisini terk etmeyeceğini” bildirdi.

    
Luter papaya karşı ilk direnişini göstermiş ve ilk isyan adımını atmıştı. Papa yaptırdığı araştırma sonucunda Luter in Almanya da çok benimsendiğini öğrendi ve endişeye kapıldı. Araya aracılar sokarak Luter ile anlaşmak istedi.

      1519 da Luter ile Katolik kilisesi arasında yeni bir anlaşmazlık çıktı.Luter  ile Katolik kilisesi arasındaki bütün bağlar koptu. Anlaşmazlık büyünce Luter yazdığı yazıda papayı Deccala benzetti.

      İmparatorun Bu Olaylar Karşısındaki Tutumu :

     Papa Luter in tevkif edilmesi için imparator müracat etti.Osıralarda genç ve tecrübesiz olan imparator olan Şarlken , Almanya da elektörlerin karşı çıkmasından  ve şövalyelerin isyanından korkarak buna cesaret edemedi. Çünkü bütün Almanya Luter in arkasındaydı. Matbaa Luter in yazılarını ve fikirlerini Almanya nın her yerine süratle yayıyordu .

     Böylece Luter , bir nevi milli kahraman  , Almanyanın Roma kilisesine karşı düşmanlık ve nefret hislerinin sembolü haline gelmişti.

    İmparatorun ,  kendisine dokunmayacağına dair gönderdiği bir yazıdan sonra Worms‘  a gelen Luter , kendisine yapılan son ihtarla karşıda gerekli cevabı verdi.”Benim vicdanım Allah ın sözleri içinde mahsuptur.Ne olursa olsun bunu inkar etmek elimden gelmez.”

     İmparator Luter i tevkif etmeye cesaret edemedi. Fakat onun , imparatorluktan tardedilmiş olduğunu  , eselerinin yok edileceğini ilan etti.


   1529 Spir ve Ogsburg Diyetleri ve Protestanlık :

Şariken memlekette huzur istiyordu. Dini karşılıklar onu oldukça yıpratmış ve gözünüde korkutuyordu. Onun için bu meseleyi kesinlikle halletmeyi düşündü. Önce papa ile Barcelona anlaşmasını yaparak 1530 Şubatında Bolonya da taç giydi.3 Ağustos 1530 da Fransa’nın mağlubiyetini tesbit eden anlaşmayı da imzaladıktan sonra kendisini tamamen serbest hissetti ve 1530 Ogburg da imparatorluk diyetini açtı.Burada Katoliklerle protestanların anlaşma yollarını araştırdı.Önce protestanların kendi tezlerini ortaya koymalarına müsaade etti Çünkü 1529 yılında İspir de toplanan diyetle katoliklere haklar tanınmış protestanlara ise sert davranılmıştır.İspirde alınan karara göre : Katolik memleketlerde Lutercilerin propagandalarına müsaade olunmayacak : buna mukabil Luterci memleketler  de katolik serbest olacaktı. Ve ayrıca bundan sonra Katolik ruhani idarelere ve topraklarına hiçbir yeni saldırı yapılmayacaktı.

    Luter , imparatorluk tarafından mahkum edilmiş oldu.Protestan esaslarını açıklamak ve müdafaa etmek görevi , eski Lutercilerden  melanchtan a verildi. Melanchtan , Luterciliğin esaslarını açıkladı. Katolik kilisesi Protestanlara kendi   itikatlarından hiçbir taviz vermezken ; Melankton  , bazı kilise ayinlerini ve nihayet  konsile bağlı olmak şartı ile papalığın üstünlüğünü ve mukaddesliğini kabul etti. Fakat koyu Protestanlar bu hareketi ret ettiler.

     Ogsburg diyeti , Katoliklerle Protestanları anlaşmaya sevk edememişti. İki taraf savaş hazırlıklarına giriştiler.  Şarlken , Katolik prenslere de pek güvenmiyordu. Ve bir yandan Protestanlar Şarlken ‘ in rakibi 1. Fransuva ile haberleşmeye başlamışlardı. O sıralarda kanuni de Alman seferine çıkmış olması , Şarlken i Protestanlara bazı haklar tanıma yoluna gitti. Protestanlarla anlaştı. Bir aralık Protestanlar arasında bir bölünme olunca  bunu fırsat bildi. Ve Protestanların bir kısmını ezme yoluna gitti. Bu mücadeleler yıllarca sürdü. Papa da  , bu olaylara karışmıştı. Mücadele Şarlken i çok yıprattı. O , çok geniş ülkelere sahip olmakla beraber , Almanya da otorite kurmaktan ümidini kesti ve neticede Almanya da dini meselelerin halledilmesini , kardeşi Ferdinant ‘ a bıraktı. (1554)

      İsviçre’de Reform

 İsviçre’de reformu hazırlayan Zwingle adında biri oldu. Zwingle , Luter den sonra ortaya çıkmış olmakla beraber , Luter in öğrencesi olmayı reddediyor ve bu esaslara Luter den önce varlığını iddia ediyor. Zwingle , gerçekten de kuvvetli bir teoloji tahsili görmüş bir rahipti. Onun dini ıslahatı , gerek akide bakımından , gerekse teşkilat bakımından , Lutercilikten başka bir karakter taşır. Bu adam , 1519 da Zürich te vaiz olarak , kilise hizmetine girmişti. Kuvvetli hitabe ile , dini ıslahat hakkındaki fikirlerini halka kabul ettirdi. Onların taraftarlığına dayanarak Zürich hükümetini kendi idaresi altına aldı. Ve bu şehri İsviçre de dini ıslahattın merkezi hakine getirdi. 1519 dan 1529 yılına kadar yaptığı mücadeleden sonra , düşündü ıslahat hareketini uygulayabildi. Onun reform fikirleri şöyle
İdi :

Papanın otoritesini reddediyordu
Kiliselerden resimleri kaldırıyordu
Azizlere tapınılmasını istiyordu
Manastırları kaldırarak bunları halkın tahsil ve terbiyesi için ve aynı zamandasosyal yardım için , kullanmak istiyordu.
Rahiplerin evlenmesini istiyordu.
Luter in aksine Eucharistie ayinde ,  ekmek ve şarapta , Hz.İsa nın hakiki surette mevcudiyetini inkar ederek , bu ayini tamamı ile  bir anma merasimi derecesine      indirdi.

     Fransa’da Reform ve Kalven :

 Fransada da , dini ıslahat meselesi , Luterin ortaya çıkışından evvel konuşulmakta idi. Lafor adlı bir Fransız hümanisti  , Erasmus gibi “İncil’e dayanan Hıristiyanlık” düşüncesine varmıştı. Brisonnet adlı bir rahip te , aynı düşüncedeydi. Bunlar , bu husustaki fikirlerini , yaymaya çalıştılar. Görüşlerine göre : iman ile kurtuluşa erişebilirdi. Bu esaslar  , Luter in ortaya attığı esaslardan pek farklı değildi. Hatta Fransız tarihçileri , “Luter çıkmasaydı , bunların Fransa da dini ıslahat hareketlerini meydana getirebileceklerini” ileri sürdüler.

          Kral 1.Fransuva dini fikirlerin bu karışıklığa sebep olmasından korkuyordu. Hatta hümanist bir insan olmakla beraber , zaman zaman , sert davranışlar bile göstermiştir. Öyle ki , Paris te      ve başka şehirlerde  , parlamenterler aşırı reformculara karşı çok şiddetli davrandılar. Böylelerini yaktılar. Luter in eserlerini ve genellikle dini ıslahata ait kitapların yayılması men edildi. Lefor , bu tutumlar karşısında , kaçıp sürgün de yaşamaya mecbur oldu.Fransa’da reform hareketlerinin lideri Kalven oldu.

         Kalvenin Faaliyeti :

1509 yılında doğmuş olan Kalven Luterin fikirlerini benimsemiş ve hukuk tahsili yapmış bir kimseydi. Fransa da Luter taraftarlarının ezilmesi , takip edilmesi Kalven‘in rahatça çalışmasını önlemiştir. Bu bakımdan İsviçre‘ye kaçtı. Orada teşkilat kurarken fikirlerini yaydı , Kalven ‘ in fikirleri de , şu esas üzerinde toplanıyordu :

         “Hıristiyanlığın temeli İncil dir. Kul ile Allah arasına din adamlarının girmesi asla doğru değildir. Azizlerin heykel ve resimlerine de tapılamaz. Yapılan Hıristiyanların ayinlerinin çoğu da gereksizdir.”

         Kalvenizm sadece Fransa da değil ; İsviçre , Hollanda ve İskoçya taraflarında da , tutulmuştur. Kalven 1564 yılında ölmüştür.

           İngiltere’de Reform Hareketleri :

 İngiltere de , bu reform hareketlerinden geri kalmamıştır. Daha 14. yüzyılda başlayan bu hareket , Oksfort Üniversitesi rektörlerinden Viklif tarafından yönetilmiştir. İncil i İngilizce ye çevirten Viklif , papazların yaşayışlarının hatalı olduğunu söylemiş , gerçek Hıristiyanlık dinin , İncil den  öğrenmek gerektiğinin açıklamıştır. Viklifin bu fikirleri , bazı taraftarlar bulmakla beraber ,  Papa ile bozuşmak istemeyen kral tarafından çok sert bir tepki ile karşılaşmıştır.

         Viklif in bu fikirleri gizli gizli yayılmaya devam etmiştir. Ne gariptir ki krallığın kabul etmediği bu fikirler ,  daha sonraki yıllarda kral 8. Hanri tarafından ele alınmış ve kral tarafından devam ettirilmiştir. Kral 8.Hanri nin reform hakkındaki fikirleri ,  onun bu fikirleri benimsemesinden değil ; şahsi çıkarlarından dolayı oraya çıkmıştır. Daha doğrusu 8.Hanri reform fikirlerini şahsi çıkarları için bir koz olarak kulanmıştır.

        Reform Karşısında Kilisenin Teşkilatlanması :

 Avrupa nın çeşitli yerlerinde Katolik kiliselerinden kopan Hıristiyanlıklar , yeni mezhepler kurmuşlardır. Katolik kilisesi için artık tehlike çanları çalmaktaydı. Bu olaylar , Katolik kilisesi için bir ikaz oldu. Papalık derhal tedbirlere başvurdu. Papa , Trant Konsilini toplantıya çağırdı. Bu konsil 18. yılda , ancak 8 defa toplanabildi. Çağırdıkları halde , Protestanlar bu konsile gelmediler.

      Katolikler  , bu konsilde bazı kararlar aldılar. Bu kararlardan bazıları şunlardır  :

  • Dini ayinler olduğu gibi kalacaktı
  • Hz. İsa nın  ve Sen Piyer in halefi olan papaya itaat şartı.
  • Papazlar evlenmeyeceklerdi
  • Ayinler ve seremoniler eskisi gibi latince yapılacaktı
  • Roma Kilisesi diğer kiliselerden üstün sayılacaktı.
  • Rahip ve piskoposlar Pazar günleri halka vaaz verecekler ve nasihat edecekler
  • Kiliselerin yanında okullar açılacak

Katolik kilisesinin otoritesini korumak için cizvit tarikatı çalışmalara  başladı. Fakat bu tarikat fikirlerle ve inandırmak yoluyla değil de , Katolikliği kan ve ateşle dağılmaktan kurtarmaya  çalıştı. İgnas dö Loyala adlı , bir rahip tarafından kurulmuş bu tarikat , papa emrinde olup  , Katolikliğinde yaymaya çalıştı. Cizvit teşkilatı , çeşitli yerlerine yayılarak ve gittikleri yerlerde sosyal işlerle uğraşarak , halka telkinlerde bulundular ; Ve halka Katolikliğe başladılar.

Katolikliği korumak ve katoliklik aleyhinde çalışanları meydana çıkarıp cezalandırmak için , engisizyon mahkemeleri kurdu. Bu mahkemeler , yeni mezheplere karşı olanlara karşı , çok şiddetli davrandı. Başka mezhepten olanların hapsedilmesine , sürülmesi ve öldürülmesine karar verildi. Katolik aleyhindeki kitapları toplatıp yaktırdı. Bu tedbirler katolikliğin dağılıp parçalanmasını kısmen önledi.

        Reformun  Neticeleri :

1.    Mezhepler birliği parçalandı
2.    Avrupa ülkeleri kardeş  mücadeleleri içinde çalkalanıp durdu.  İç savaşlar patlak verdi. Bazı şehirler yıkıldı , harap oldu.
3.    Papalarda eski itibarını kaybettiler.
4.    Kilisenin elindeki eğitim ve öğretim layikleştirildi. Din ile devlet işleri birbirinden ayrıldı.
5.    Katolik kilisesinden  ayrılan ülkelerde kilisenin malları , toprakları zapt edildi.
6.    Siyasi bakımdan bizim yararımıza , fakat Avrupa nın zararına bir bölünme oldu. Çünkü Şarlken 1519 yılında imparator seçiminden sonra Avrupa nın bütün kuvvetlerini , Osmanlı Türkleri üzerine göndermeyi düşünüyordu. Reform neticesinde meydana gelen bu dini ayrılık Şarlken inde , onu teşvik eden papanın  da , ümitlerini suya düşürdü.

Bütün bunlara rahmen diyebiliriz ki reform hareketleri geniş ölçüde inanç  hürriyeti getirmemiştir. Çünkü halk istediği mezhebe giremiyordu. Topraklarında oturduğu kralın veya prenslerin mezhebine bağlıydı.

Yalnız katolik kilisesi gittiği yanlış yolu anlamış ve birtakım düzeltme hareketlerine girmiştir.

YABANCI  TARİH