ULEMANIN ATININ AYAĞINDAN SIÇRAYAN ÇAMUR

ULEMANIN  ATININ  AYAĞINDAN  SIÇRAYAN  ÇAMUR

Mısır’ın  fethinden  sonra  da   uzun  zaman  orada  kalmak,  askerler  gibi işin   başındakilere  de   usanç  vermişti.Kimse  cesaret  edemediği  için  Padişahı  artık İstanbul’a  dönmeye  kandırmasının Anadolu  Kadıaskeri İbn-i  Kemal’den   rica  ettiler.

İbn-i Kemal’le at  gezintisi   yaptığı   bir  gün   Yavuz  sordu;

-Asker  arasında   neler   söyleniyor,  hocam?

-Nil  kenarında bir  askerin  türkü   çağırdığını   işittim.İrade   buyurursanız   söyleyeyim,  hatırımda  kalmıştır.

-Söyle:

Nemiz  kaldı  bizim mülk-i Arapte

Nice  biz  dururuz  Şam-ü  Halep’te

Cihan  halkı  kamu  iş-u  tarapte

Gel  ahi  gidelim  Rumellerine...

Yavuz,  türkünün  İbn-i  Kemal   tarafından  uydurulmuş  olduğunu  sezmekle  beraber  ses  çıkarmadı;  ertesi  gün  de   dönüş  hazırlıklarının  hemen   yapılmasını  emretti.

Birkaç  gün  sonra  Kadıaskerle   Padişah  yine   atla   gezintiye  çıkmışlardı.Sultan  Selim,  İbn-i  Kemal’in   hocası  olup katledilen  Molla  Lütfi’den   bahis  açarak   sordu:

-Molla  Lütfi  niçin  katlolundu?

-İstihzayı severdi  ve bu  yüzden   çok  düşman  kazanmıştı.Halbuki  şuh   tabiatlı  bir  adamdı.Şaka  olarak  söylediği   bazı  uydurma   şeyler  hakikat   sanıldı.

-Senden  hocandan  bir  şeyler  öğrendin  mi?

-Dainiz   nöbetimi  savdım.

Yavuz  taşı   gediğine   koymanın   zamanı  geldiğine   hükmederek:

-Geçen  gün,  dedi,  söylediğin  türküyü  sen   uydurmadığın  mı?

İbn-i  Kemal  cevap  verdi:

-Evet,  Padişahım,  ben  uydurdum.Lakin  asker  kullarınızın   dileklerine  göre...

Padişah  doğru   söylemesinden   hoşlandı;  beş yüz  altın  ihsan  etti.

İstanbul’a  dönüşte,  yan yana  giderlerken  İbn-i  Kemal’in  atının  ayağından   sıçrayan   çamur   padişahın  üzerine  geldi,  kirletti. İbn-i  Kemal  dehşetli  korktu.Selim  ona  dönerek   şöyle  söyledi:

-Korkma  hoca.Ulema  atının  ayağından   sıçrayan   çamur  benim  için  iftiharı  muciptir.Ben öldükten  sonra  bu  örtüyü  sandukamın  üzerine  örtsünler.

TARİH  FIKRALARI