ALEKSANDR'IN ABZEHLER'E GELİŞİ

ALEKSANDR'IN ABZEHLER'E GELİŞİ

"Toplanan kalabalığın ucu bucağı görünmüyordu.  Yaya olarak gelenler daire şeklinde ayakta duruyor, onları atlılar çevreliyordu.   Ortada boş bir alan bırakılmıştı.   En önde halkın temsilcileri bulunuyordu. Bunlar en tanınmış, saygın kişilerdi. Sakin, açık bir gündü, öğle olmuştu. Uzaktan kalabalığa doğru gelen atlılar göründü. Bir süre sonra bütün atlılar açık seçik görünür oldu. En önde üç atlı ilerliyordu. İngiliz safkan atının üzerinde çar,  onun sağında General Loris-Melikov ve solunda da çarın özel çevirmeni Mamat Girey Loo. Arkalarından da şeref kıtası olan Dragon Süvari Bölüğü geliyordu.

Bu heyetin içinde çarlığın hizmetinde bulunan soylu Kafkasyalı subaylar da vardı. İçlerinde en önde geleni Mamat Girey Loo idi. Eğitim almış (kadet okulunu bitirmiş), muvazzaf bir subaydı. Abazaların soylu ailelerinden bir prensti. Rusçayı ve Çerkesçeyi çok iyi konuşuyordu. Dış görünüşüyle hemen göze çarpıyordu. Ortadan uzunca boylu, güçlü ifadeli ve enerjik yüzlü, kısa siyah sakallı, 40–45 yaşlarında biriydi. Zarif bir tarzda ama sade giyinmişti. Üzerinde gri renkli çerkeska, kılıf içinde silahı, kaması, koyu kırmızı fişeklikleri, başında çok yüksek olmayan astragan Kafkas kalpağı, ayağında sahtiyan Dağlı dolamaları ve ayaklarını sıkı sıkı saran zıhsız çizmeler vardı. Bu adam, çarın bütün maiyeti içinde zarif fiziği, ince yüzü ve vakur hareketleriyle en çok göze çarpan kişiydi.

Orada toplanan insan kalabalığı kaynaşan karınca yuvasını andırıyordu. Herkes düzene ve sessizliğe davet edildi. Kalabalık sustu ve beklemeye başladı. Çar yaklaşınca atını hızlandırdı. Onunla birlikte bütün maiyeti de hızlandı. Kalabalık açıldı, çar refakatçileriyle birlikte dairenin içine girdi ve daire kapandı. Çar "Merhaba Abzehler" dedi. Görüşmeleri yürütmekle yetkili öndeki grup cevap verdi: "İyilikler dileriz!".

Ardından çar konuşmaya başladı: "Ben size düşman olarak değil, iyi niyetli bir dost olarak geldim. Halkınızın baki kalmasını, ata topraklarını terk etmemesini, bizimle barış ve dostluk içinde yaşamayı kabul etmesini istiyorum. Rusya, önünde büyük tarihi görevleri olan, büyük bir devlettir. Sınırlarımızı güçlendirmemiz, diğer ülkelere açılmak için denizleri elde etmemiz elzemdir. Diğer milletlerle ticaretimiz denizden olmak zorundadır. Karadeniz olmadan yapamayız. Topraklarınızdan Karadeniz'e üç yol geçmesine onay vermenizi teklif ediyorum: Anapa'ya, Novorossiysk'e ve Tuapse'ye. Bu yolların üzerinde olup yer değiştirmek zorunda kalacak köylere hazinem tazminat ödeyecektir.

Rus çarının taabiyetini tanımak zorundasınız, bu sizin milli değerlerinize zarar vermeyecek. Kendi geleneklerinize göre yaşayacaksınız ve idare edileceksiniz. Dininize dokunulmayacak, kimse iç işlerinize karışmayacak. İdare ve mahkeme sizin seçtiğiniz kişilerden oluşacak. Onlarca yıldır cesaretle savaşıyorsunuz, ama en iyi insanlarınız ölüyor ve bağımsızlığınızı koruyamayacaksınız, çünkü benim ordum çok büyük ve güçlü. Son artık açıkça görünüyor: Kafkasya Rus olacak. İnsanları daha fazla heba etmenin gereği yok. Bu yıkıcı savaşı bırakırsanız halkınız baki kalacak ve daha iyi yaşayacak. Rus devleti sizi düşmanlarınızdan koruyacak ve çıkarlarınızı savunacak, yaralarınızı saracak, düşmanlık bitecek ve kırgınlıklar unutulacak. Yarım asır sonra da devlet hayatıyla yaşıyor olacaksınız ve adil yasalarla yönetileceksiniz. Çocuklarınız ve torunlarınız okuma yazma ve yeni ziraat usulleri öğrenecekler, onların yaşamı sizinkinden kolay olacak.

Bu tarihi anda sizden Kafkasya'nın Ruslar tarafından fethinin kaçınılmaz olduğunu anlamanızı ve şartlarımı kabul etmenizi istiyorum. Bu şartlarda halkınız bütün olarak korunacak ve kendisinin yararına olacak şekilde yaşama ve gelişme imkânına sahip olacaktır. Eğer şartlarımı kabul etmezseniz generallerime, ne kadar cana mal olursa olsun en yakın zamanda savaşı bitirmeleri için emir vermek zorunda kalacağım. Çarın emri yerine getirilecek, ama bu size telafisi imkânsız, sayısız felaketler ve halkınızın yok olmasını getirecek... Sağduyulu olun ve tarihi kaderinize razı olun.

Çarın sözü sağlamdır ve ben herkesin huzurunda ilan ediyorum ki sözüm kutsaldır ve bozulmayacaktır. Bütün bunları çarlık fermanıyla da tasdik edeceğim."

Albay Loo saygılı bir ifadeyle çarın söylediklerini dinledikten sonra yüzünü Abzeh temsilcilere döndü ve temiz, canlı bir Çerkesçeyle acı ve tehditkâr sözleri çevirmeye başladı. Önce kısa bir sessizlik oldu. Sonra, ilk sözü söyleme görevi verilen Hacemuko Hace birkaç adım öne çıktı ve konuşmaya başladı: "Vatanıma duyduğum sevgi o kadar büyük ki, neye mal olursa olsun onu çocuklarımız adına korumaya kararlıydım. Ama şimdi görüyorum ki silahla topraklarımızı korumaya gücümüz yetmiyor. Komşu devletlerden birine katılmak zorunda olduğumuz an geldi... Din olarak Türkiye bize daha yakın, ama o bize askeri yardımda bulunmak istemiyor... Ruslar çok, biz ise azız; güçlerimiz eşit değil ve direnemeyeceğiz. Benim düşüncem, Rus çarının teklifini kabul etmek ve kadere razı olmak. Bunun için Allah bizi suçlamaz..."

Kalabalığın arka sıralarında mırıldanmalar başladı, sonra bu artmaya başladı ve uğultulu bir homurdanmaya dönüştü...

Çarın rengi değişti ve çevirmenine bu yaşlının ne dediğini sordu. Sözlerinin halkı heyecanlandırdığı görülüyordu. Çevirmen Hacemuko'nun sözlerini tercüme ettiğinde çar, "İhtiyar doğru söylüyor, ama görülüyor ki bu sözler halkın hoşuna gitmedi..."dedi.

İkinci ve son olarak Tlışe Şutsejuko Tseyko konuştu. Kısa aksakallı, sert ifadeli, uzun boylu, zayıf bir adamdı. Tseyko ünlü bir hatip, hiçbir zaman kimseden korkmayan, düşündüğünü açıkça söyleyen biriydi. Önce dönüp kalabalığa baktı, sonra çara döndü ve konuşmaya başladı:

Rus çarı bize görevi gereği ne söylemesi gerekiyorsa onu söyledi, onu kınamıyorum. Ama benim sözlerim onun arzusuna uygun olmayacak. Her insan gibi her halk da bir kez doğar. Her insan gibi o da büyür, yaşlanır ve ölür. İnsanın en uzun ömrü yüz yıldır, halk ise binlerce yıl yaşar. Güneşin altında ebedi hiçbir şey yoktur. Rus çan Kafkasya'yı beğendi ve işte altmış yıldır onu fethetmek için savaşıyor. Ama bizim için de vatanımız sevdiğimizdir ve değerlidir, canımız pahasına onu koruyoruz ve savunuyoruz. Bu kutsal dava için Allah'ın ve atalarımızın önünde sorumluyuz. Kimse bizi canımızı esirgemekle suçlayamaz. Hayır, biz hiç çekinmeden kanımızı akıtıyoruz ve canımızı veriyoruz.

Biz ölüyoruz, ama Ölüm köle olmaktan iyidir. Rus çarı geleneklerimize ve dinimize dokunmayacağına söz veriyor. Ama bu mümkün mü? Bir fıçı suya bir avuç tuz atın ve bakın ne oluyor; tuz eriyor... Büyük halk tarafından fethedilen küçük halk da onun içinde erir. Özgürlüğümüz biterse biz de biteriz, başka türlü olması mümkün değil. Cesaretle ve fedakârca savaşa devam etmek zorundayız. Allah güçten değil haktan yanadır. Sonuna kadar dövüşeceğiz. Vatanımız, halkımız, inancımız, onurumuz için ölsek de utancımız olmayacak. Belki Kafkasya Rus olacak ama Çerkesler damarlarında kan aktıkça Rus çarının kölesi olmayacaklar.

Rus çarı kendini bizim iyilik meleğimiz sayıyor. Ne tuhaftır ki iyilik meleğimiz altmış yıldır zalimce kanımızı akıtıyor. Hayır, Kafkasya ya bizim sevgili beşiğimiz ya da mezarımız olacak, ama sağken onu teslim etmeyeceğiz. Ölüm köle hayatından iyidir. Atalarımızın savaşçı şanına leke sürdürmeyeceğiz ve en başta gelen düsturumuzu unutmayacağız: "Ya kahraman ol ya öl!" (Ye vutl'en yevutl'ın). Acı gerçeği yüzüne karşı söylemek hoş olmaz ama yine de söylemeden edemeyeceğim. Rus çarı asla bizim dostumuz değil, gerçek ve ebedi düşmanımız ve kanlımızdır. O boşuna bizi boyun eğmeye çağırıyor. Ruhu güçlü olanlar ölürler ama boyun eğmezler. Hacemuko Hace gibi ruhu zayıf olanlar boyun eğebilirler ama bu Çerkes halkının kahramanlarını küçük düşürmez. İşgalci düşmanlarımıza ölüm! Yaşasın gazavat!"

Yaşlı adam sustu. Yakın sıralardan birkaç kişi "doğru" diye bağırdı. Bu sözler yüzlerce ve binlerce kişiyi coşturmuştu. Kısa süre sonra meydanda tehditkâr, korkutucu sesler yükselmeye başladı. Çar endişeyle etrafına bakmıyordu. Maiyeti de halkın öfkesinden ürkerek tedirgin olmuştu.

Fakat Şutsejuko Tseyko eliyle bir işaret yaptı ve yavaş yavaş herkes sustu. O zaman Tseyko, "Çar şu an misafirimizdir, misafir de kutsaldır. Kimse Abzehlerin misafirperverlik kuralını bozacağını düşünmesin. Halk dağılsın ve temsilcilerin talimatım beklesin", dedi.
Halk dağılmaya başladı. Çar temsilcilerle vedalaştı ve karargâhına döndü. Yirmi sekiz kişiden oluşan temsilciler yakındaki Kurcıps köyüne gittiler ve savaşla ilgili görüşmelere başladılar.


Murat Paşpu: Vatanından  Uzaklara    Çerkesler  “Aleksandr'ın Abzehler'e Gelişi” Seferbiy Siyuh Sayfa  100-105 Chiviyazıları  İstanbul  2004

KAFKASYA  SAYFASI