ERMENİ ZULMÜ

ERMENİ ZULMÜ

Birinci Dünya Savaşına yakın zamanlara kadar Osmanlı Devleti içinde huzur içinde yaşayan, Türk halkı o cepheden bu cepheye koşup gazi veya şehit olurken, askere bile gitmeyen Ermeni azınlık sanatla ve ticaretle uğraşmış ekonomik yönden zengin bir duruma gelmiş yatırımını yapmış Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan günümüze kadar ülkemizin ekonomisini ellerinde tutmuşlardır. Birinci Dünya Savaşına kadar Ermeniler “Millet-i Sadıka”(devlete bağlı millet) olarak literatürde yerini almıştır.

 Ancak Avrupa’lı devletlerin ve Rusya’nın emellerini gerçekleştirmek için bu toplum üzerinde çalışmaları sonucunda onlara bağımsız bir “Ermenistan “ vadederek isyan ettirmeyi I. Dünya Savaşında Rusya’nın yanında yer almayı, kurtuluş savaşında Türk köylerinde katliamlar yaptırmayı başarmışlardır.

 Geçen yazımızda 1914 yılına kadar Ermeniler tarafından çıkarılan isyanlardan bahsettik. I. Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin tutum ve davranışları Ermenilerin Sözde “Soykırım” günü kabul ettikleri 24 Nisan 1915 tarihinde Osmanlı hükümeti’nin Ermeni Tehcir Kanunu (Ermenileri Sevk ve İskan kanunu) çıkarmasına sebep 15 Nisan 1915’te Van ve Sivas’ta büyük isyanlar çıkarmaları ve Türk halkını katletmeleri ve sıralayacağımız nedenlerden dolayıdır ki zamanın Osmanlı Hükümeti Savaşın devam ettiği bu ortamda bir azınlığı savaşın dışında tutmak istediğinden 27 Mayıs 1915 tarihli zorunlu göç ettirme “Tehcir Kanunu”nu çıkarmıştır.

Bu konunun çıkmasının nedenleri

-Ermeniler, bölücü ve işgalci emeller taşıyan Avrupalı devletlerin etkisiyle de silahlı isyan, bölücü davranışlar ve terör yaparak devletin işleyişini engellemişlerdir.

-Bu tavırları ile diğer sadık halkı varlığını korumaya zorlamakta, böylece devletin arzu etmediği olaylara sebebiyet vermekteydiler.

-Problemleri ortadan kaldırmak için devletin fedakarca sürdürdüğü uygulama ve reform çalışmalarının olumlu sonuçları görülmekteydi. Buna rağmen Ermeniler uzlaşmaz tavırlarını devam ettirmekteydiler.

-Bu tutumları, sırf bir iç mesele olan bölgenin reformu işinin, bir dış mesele şeklinde devletler arası genel görüşmeler alanına çekilmesine yol açtı.

-Bu yolla, Osmanlı ülkesinin bir kısmında yabancı devletlerin nüfuz ve kontrolleri altında bir idari yapılanma ayrıcalığı kazanmaya yöneldiler.

-Türk Devleti’nin bütün bu yeni yapılandırma ve reformlarının, Avrupalı devletlerin etki ve baskısıyla, Osmanlı ülkesini bölünme ve parçalanmaya doğru çektiği birçok deneme ve üzücü gelişmelerle ortaya çıkmıştı.

-Devletin idari bağımsızlığı ve bütünlüğü, Avrupalı devletlerin baskısıyla yapılacak benzeri reformlardan, devletinin imkanlarının el verdiği ölçüde savunma ve korunmayı zorunlu kılmaktadır.

-Osmanlı Devleti’nin hayati meseleleri arsında önemli bir yer işgal eden bu baş ağrıtan Ermeni Probleminin, kesin bir biçimde ve tamamıyla çözüme kavuşturulması için, reform maksadıyla bir kere daha gerekli düzenlemeler planlanarak yürürlüğe konulmuştur.

-Bütün bunlara rağmen Ermeniler, tehcirden hemen sonra (Nisan 1915’te Rusların doğu sınırından saldırmaları üzerine) amaçları doğrultusunda, savaşa girmiş devletleri aleyhine düşmanlarla fikir ve işbirliği yaparak silahlı isyana kalkmış (15 Nisan 1915 Van ve Sivas isyanları gibi) askeri birliklerimize ve korumasız halka silahla saldırarak, şehir ve kasabalarda katliam, hırsızlık ve yağmalama suçu işlemişlerdir. Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) Talat Paşa Meclis-i Vükela’ya (Vekiller Meclisine) sunduğu arz teskeresinde 30 Mayıs 1915’te tehcirin. . . . . . . . . . . . . . . . . . böyle sıralıyordu.

 1915 ilkbaharının başlarında, yani Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşına girmesinden altı ay sonra kilise güdümlü Ermeni Çetelerinin Rusya’nın desteğindeki faaliyetleri şöyle sınıflanabilir;

-Ermeni Komiteleri, savaş başlar başlamaz Rus ordusuna katılmayı, onu desteklemeyi, düşman sınırı geçince onlarla birlikte çarpışmayı planlamışlardı

-Seferberlik ilanı üzerine askere gitmeyi reddetmişler, silahlarını alıp dağlara çıkmışlardır.

-Askere gidenler, silah ve cephaneleri de çalarak kaçmışlar, komitecilerin emrindeki çetelere katılmışlardı.

-Doğu Anadolu’nun birçok yerinde gizli komiteler faaliyetlerini arttırmışlar, bomba imalathaneleri kurmuşlar, silah depoları oluşturmuşlardır.

-Silahsız ve korumasız halk üzerine baskınlar yapılmış, günahsız pek çok masum vahşice katledilmiştir.

-Resmi binalara, askerlere, jandarmalara tecavüz ve saldırılar gittikçe şiddetlenmiş, şehit düşen askerlerin sayısı binlerin üzerine çıkmıştı.

-Çeşitli yerlerde isyanlar başlamış, bilhassa doğuya yaklaştıkça isyan bölgeleri daha sıklaşır olmuştu.

-Van’da büyük bir isyan başlatılmış, Rus ordusu ve Ermeniler şehri işgal etmeden önce ve ettikten sonra katliam yapılmış Van halkının büyük bir kısmı öldürülmüştür.

-Bütün bu hareketlerin başında, Osmanlı Meclisi’ne dahi girmiş bulunan Ermeni milletvekillerinin, tanınmış komitecilerinin, papazların, doktor ve avukatların bulunduğu görülmektedir.

Diğer yandan Kafkasya ve Anadolu’da devlete karşı savaşacak “Ermeni Gönüllü Birlikleri” kurulmuştu. Bu amaç için ABD’de kurulan “Milli Mudafa Komisyonu”nun üyeleri arasında Adana eski Piskoposu Muşeg, Ankara eski Piskoposu Papgen, Kütahya Piskoposu Köleseryan, Feriköy, Üsküdar eski vaizi rahip Dirayr da bulunuyordu.

İşte bütün bu nedenlerden dolayıdır ki Ermeniler bulundukları Doğu Anadolu’daki yerlerinden Çukurova, Suriye taraflarına zorunlu göçe tabi tutulmuşlardır. Çünkü Osmanlı Devleti Ermenilerin savaşa bulaşmasını istemiyordu. Göç sırasında da bütün güvencelerin tanımış ve güvenlik tedbirlerini almış ve bu konuda sorumlu devlet anlayışıyla hareket etmiştir.

Bu konuda Türk Devletinin daima başı dik ve alnı açıktır. Bütün arşivlerimizde araştırmaya açıktır.

ERMENİLER  SAYFASI