ERMENİSTAN ÖZÜR DİLEMELİDİR

ERMENİSTAN ÖZÜR DİLEMELİDİR

Bu vesileyle komşumuz Ermenistan hakkında da bir iki şey söylemek isterim. Son zamanlarda Ermenistan ile ilişkilerimiz konusunda epeyce yazılıp söylendi. Sovyetler Birliği dağılırken ben Dışişleri Bakanlığında o bölgeden sorumlu Genel Müdür İdim. O önemli gelişmeleri günü gününe yaşadım. Türkiye olarak biz. yeni bağımsızlığa kavuşan bütün devletleri tanıdık, tanırken hiçbir ayrım gözetmedik ve bağımsız Ermenistan Cumhuriyeti'ni de tanıdık.
İkinci aşamada yeni bağımsız devletlerle protokoller, anlaşmalar imzalayıp diplomatik ilişkiler kurduk ve oralarda Elçilikler açlık. Fakat Ermenistan ile diplomatik ilişki kurmadık ve Erivan'da Elçilik açmadık. Çünkü gerekli şartlar yoktu, çünkü Ermenistan, saldırgan ve sorumsuz bir devlet olarak sahneye çıkmıştı. Halâ da öyledir. Sovyetler Birliği'nden 15 bağımsız devlet doğdu. Bunların içinde yalnız Ermenistan, komşularına saldıran veya dil uzatan bir sorumsuz devlet olarak sahneye çıkmıştı. İlişki kurmak için bizim vazgeçilmez şartlarımızdan biri, olmazsa olmaz şartımız, sınırların değişmezliği ilkesi idi. Ermenistan ise silah zoruyla komşusu Azerbaycan'ın sınırlarını değiştirmeğe, sınırlan çizen eski antlaşmaları tanımamaya doğru yöneldi. Böylesine sorumsuz bir devletle diplomatik ilişki kurulamazdı ve kurulamadı.
Dahası, Ermenistan, bugün burada hâtıralarını yâd ettiğimiz aziz şehitlerimizin katledilmelerinden de sorumludur. Hem Sovyet Ermenistan Cumhuriyeti, hem de bugünkü Ermenistan Cumhuriyeti, Türk diplomatlarına, karşı düzenlenmiş olan suikastlar serisinden birinci derecede sorumludur. Ermenistan'ın bu sorumluluğu Sovyet döneminden gününüze kadar uzanır. Türk diplomatlarını katleden Ermeni teröristlerin birçoğu bugün Ermenistan'da barınmakta ve korunmaktadır. Ermenistan Cumhuriyeti, büyük komşusu Türkiye ile ilişkilerini normalleştirmek isterse, önce sınırların değişmezliği ilkesini açıkça kabul etmeli ve bunun gereğini yapmalıdır. Bundan başka. Ermenistan, şehitlerimizden özür dilemeli ve şehitlerimizin katillerini Türk adaletine teslim etmelidir, diye düşünüyorum .

Ermeni militanlar soykırımın tanınması için siyasî atanda da faaliyet göstermişler ve bu konuda çeşitli ülkü parlamentolardan kararlar çıkartmak için çaba harcamışlardır.
İlk karar 1965 yılında Uruguay Parlamentosunda alınmıştır. Bu ülkedeki etkin Ermeni azınlığının  gayretlerinin sonucu olan bu karar Türkiye'de hiç dikkat çekmemiştir. İkinci karar ise Güney Kıbrıs Parlamentosuna ait olup 1982 yılında alınmıştır. Güney Kıbrıs'ta böyle bir karar alması bilinen nedenlerle yadırganmamıştır.
Bu konuda en Önemli gelişmelerden biri Avrupa Parlamentosunun 1987'de aldığı ve tamamen Ermeni sorununa hasredilen karardır. Ermenilerin görüşlerini yansıtan ve bu arada sözde soykırımım tanımadıkça Türkçe'nin Avrupa Birliğine giremeyeceğini de belirten bu kararın, kısa süre önce terörizmi durdurmuş olan Ermenilere verilmiş bir ödün olarak değerlendirilmesi doğru olacaktır. Adı geçen parlamento. Türkçe'nin Avrupa Birliğine üyeliğinin incelenmesiyle ilgili olarak 2000 yılında kabul ettiği bir karara da Ermeni Sorunu'nu da ele alarak aynı hususları tekrarlamıştır. Söz konusu kararın daha ziyade tavsiye niteliğinde olması kısa süre içinde bir sonuç vermesin! önlerken, ileride Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam Üyeliğinin gerçekleşmesi sürecinde sözde soykırımının olumsuz bir faktör olarak belirmesi olasılığı mevcuttur.
Ermeni soykırımım tanıyan diğer parlamentolar ise şunlardır: Arjantin (I993). Rusya (1995). Kanada ve Yunanistan (1996). Lübnan (1997 ve  2000). Belçika (1998), Vatikan ve İtalya (2000) ve Fransa (2001).
Bu kararlar içerisinde en önemli olanı, şüphesiz. Fransız Parlamentosunun 2001 yılı Ocak ayında kabul ettiği ve " Fransa 1915   Ermeni soykırımını açıkça tanır" cümlesinden ibaret olan kanundur. Türkiye'den ve de Türklerden bahsedilmemesi bir ölçüde olumlu görülmekle beraber . bundan böyle Fransa'da Ermeni soykırımı olmadığını ileri sürmek kanuna karşı işlenmiş bir fiil oluşturacaktır.
Ermenilerin soykırımına uğramadığının ifade edilmesini yasaklayan bîr hüküm bulunmadığına göre meşhur tarihçi ve oryantalist Bernard Lewis'in bu konuda nasıl mahkum edildiği sorusu akla gelmekledir.. Hatırlanacağı üzere B. Lewis  13 Aralık 1993 tarihînde Le Monde gazetesine verdiği bîr mülakatta 1915 yılı olaylarını soykırım olarak tanımlamanın bu dönem tarihin Ermenilerce yorumlanmasının sonucu olduğunu söylemişti. Fransa'daki Ermeni kuruluşları B. Lewis aleyhine soykırımını inkar ettiği gerekçesiyle dava açmışlar ve dava 21 Haziran 1995 tarihinde sonuçlanarak B. Lewis davacılara l Frank tazminat ödemeye mahkum olmuştu. Mahkeme kararında, 1915-1917 olaylarının soykırımı olup olmadığının tayininin mahkemeye ait olmadığını belirttikten sonra konuya sorumluluk acısından yaklaşıldığını ve Fransız Medeni kanununun 1382 maddesine göre bir kusur işleyerek başkasına zarar verenlerin bu zararı tazmin ile mükellef olduğunu, Lewis'in sözlerinin Ermeni toplumunun duyduğu acıları canlandırdığı için bir kusur teşkil ettiğini, bu nedenle de tazminatı gerektirdiğini belirtilmişti.
Türkiye tepki olarak Fransa'ya bir nota verdi ve bu gibi tasarıların Ermeni terörünü yeniden canlandırabileceğini bildirdi. Ayrıca Fransa'daki Türk diplomatlarının daha iyi korunmasını istedi. Bu arada TBMM söz konusu tasarıyı tümüyle geçersiz sayan bir karar  kabul etli, Fransa ile olan askeri projeler askıya alındı ve Fransız Senatosu bu taslağı veto edene kadar gündemdeki projelerin hiç birine işlerlik kazandırılmaması kararlaştırıldı.    Diğer yandan bu kısarı Türk kamuoyunun hemen her kesiminden tepki gördü. Mesela İzmir Belediyesi Fransız şirketlerinin o yılki İzmir Fuarına katılamayacaklarını açıkladı.
Hükümet dışı kuruluşlardan da Fransa'ya karşı yaptırım önerileri gelmeye başladı. Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan  Aygün Fransız mallarına karşı boykot önerdi ve Fransa'ya tatile gidilmemesi çağrısında bulundu. Buna karşılık TÜSİAD her İki tarafa da zarar vereceğini belirterek boykota karşı çıktı.
En sert tepkiler sendikalardan geldi. TESK ve Harp-İş sendikaları başkanları Fransız mallarına karşı boykot çağrısında bulundular. Kamu-Sen Sendikası Başkam ise Fransa'nın Türkiye'deki Büyükelçiliği dahil, tüm tesislerinin kapatılmasını istedi.
Fransa ile kültürel ilişkilerin kaldırılması veya azaltılması hakkında da öneriler oldu.-İstanbul Üniversitesi Rektörü Fransa ile bilimsel ilişkileri kestiklerini bildirdi. Kocaeli. Uludağ ve Gazi Osman Paşa Üniversiteleri   ile Başkent Üniversitesi Fransızca dersleri kaldırdıklarını açıkladılar.


Bilal N.ŞİMŞİR:Ermeni  Terörü  Kurbanı  Şehit  Türk  Diplomatları  s:361-372

Ömer E.LÜTEM:1980’den  Günümüze Ermeni  Meselsinde  Gelişmeler

Ömer E.LÜTEM:Olaylar  ve  Yorumlar  S:1-7

ERMENİLER  SAYFASI